Hak Teâlâ şevketli padişahımı hatalardan korusun. Bu lâyiha, Kemankeş Kara Mustafa Paşa tarafından Sultan İbrahim'e sunulmuş olup Osmanlı devlet teşkilatının, Yeniçeri Ocağı'nın, timar sisteminin, maliye düzeninin ve Enderun-ı Hümayun'un işleyişini en ince ayrıntısına kadar anlatan eşsiz bir kaynaktır. Lâyiha, IV. Murad devrinin deneyimli devlet adamının gözlemleriyle kaleme alınmış, padişaha devletin içinde bulunduğu durumu göstermek ve reform önerilerinde bulunmak amacıyla yazılmıştır. Metinde, özellikle devşirme sistemi, yeniçeri alım usulleri, reayanın durumu ve devlet adamlarının görevleri hakkında son derece önemli bilgiler yer almaktadır.
Hak Teâlâ şevketli padişahımı hatalardan korusun. Benim hünkârım, bir kişiye Yeniçerilik verirseniz, üç akça ulufe ile halk onu "Hünkâr kuludur" ve "dirlik sahibi" diye tanır. Sipahilik, müteferrikalık, çavuşluk, ziamet veya tımar gibi görevlerde olanlara da dirlik sahibi denir. Bir akça ulufesi olan da, bin akça ulufesi olan da dirlik sahibidir. Ancak bir akça dirlik vermek yalnız padişaha mahsustur; ne Vezir-i Âzam ne de Yeniçeri Ağası buna yetkili değildir. Bu, kadim kanundur.
Dirlik vermek için ferman-ı hümayununuz olsa ve yeniçeri gerekirse, bostancılardan, acemi oğlanlardan, eski saray baltacılarından, anbarcılardan ve yeniçeri odalarında hizmet eden kul oğlanlarından temin edilir. Yeniçeri Ağası'na ferman-ı hümayun gönderirseniz, kapı açılır ve kaç bin yeniçeri emrederseniz o kadar yeniçeri olur.
Benim devletli hünkârım, halen yeniçeri odaları yüz altmış bir odadır. Her odada kimi zaman beş yüz, kimi zaman iki yüz yeniçeri bulunur. Toplamda yaklaşık otuz beş bin yeniçeri vardır. Her odanın bir odabaşısı ve bir çorbacısı bulunur. Böylece yüz altmış bir çorbacı olur. "Ocak halkı" denilenler bu çorbacılardır. Başlarında Yeniçeri Ağası bulunur.
Yeniçeri Ağası'nın altında sırasıyla Sekbanbaşı, Kethüdalar, Zağarcı, Seksoncu, Turnacı ve Başçavuş yer alır. Hepsi birbirinin altında görev yapar. Divan-ı Hümayun'a geldiklerinde, "memhur" denilen birkaç isim yazılır ve mühürlenerek Yeniçeri Efendisi'ne gönderilir. Mabeynlerinde kâtibe iletilir, kâtib deftere kaydeder ve kişi yeniçeri olur.
Ocağın kendi kanunları vardır. Terakki (terfi) vermek gibi işlemler yapılır. Birkaç acemi oğlanı ve kuloğlu adıyla deftere yazılır. Kimisi oturak, kimisi korucu yapılır. Tüm bilgiler deftere geçirilir, ağa mührüyle mühürlenir ve yeniçeri kâtibine gönderilir. Kâtib deftere kaydeder ve bu kişilere "mümehher" denir.
Dipnot: Asıl metne göre her vakanın başladığı yer sağ yana konulan rakamlarla gösterilmiştir. "Ulufe" kelimesi, şekli galatı meşhurdur. (Kamus, Mütercim Âsım, 1305, cilt III, s. 686)
Benim hünkârım, ağaya kuluna kesin tenbih buyurun: "Rızayı hümayunum yoktur ki o kişiye yeniçerilik verdiğini işitirsem gazabıma uğrarsın" diyerek açıkça uyarılmalıdır.
Benim padişahım, yeni dirlik vermek caiz değildir. Mülk boşaldığında rikâb-ı hümayununuza arz olunup "verdim" denmedikçe dirlik verilmemelidir. Ecdad-ı izam zamanında ne vezir ne de yeniçeri ağası bir kişiye dirlik verme yetkisine sahip olmamıştır. Aksi takdirde hazineniz sıkıntıya düşer. Bu konuda sıkı bir takayyüd-i hümayun gereklidir.
Ocağın kanunları gereği, üç ayda bir ulufe çıktığında üç yüz akça terakki verilir. Odabaşıların kimine beş, kimine iki, kimine bir akça tevzi olunur. Bu şekilde üç yüz akça dağıtılır; bu kanundur.
Odabaşı emekli ve yaşlı olursa "mahalli-i merhamet" denir; koruculuk veya oturaklık görevi Yeniçeri Ağası tarafından verilir. Seferden muaf olup padişahın duasıyla meşgul olurlar. Bunları ağalar verir. Reaya oğulları ve şehirli oğulları kapıya çıkıp yeniçeri olmak caiz değildir; bu konuda da tenbih-i hümayun gereklidir.
Ancak acemi oğlanı, bostancı, kuloğlu veya diğer ocaklara hizmet etmiş olanlar yeniçeri olabilir. Acemi oğlan ocağı büyük ocaktır; kendi odaları, çorbacıları ve meydan kethüdası vardır. Bunlara "şâdi" denir. Ağaları ise İstanbul Ağası'dır.
Benim devletli padişahım, Allah Teâlâ müyesser etsin, nice nice seferler edip kaleler fethedesiniz. Din-i İslâm'ın şerefi, padişahın dünya ve ahiret sermayesi gazadır. Vezir-i Âzam kulunuza tenbih-i hümayununuz şu olsun: "Murad-ı hümayunum büyük sefer etmektir. Şimdiden itibaren sefer hazırlıklarını yap, mühimmatta kusur etme." Öncelikle zahire lazımdır: On kere yüz bin kantar beksimet, on bin katar barut, kırk balyemez top, üç bin çift su sığırı, bin katar deve, iki yüz katar katır ve iki bin yük akça sefer bahşişi için gereklidir.
Benim devletli hünkârım, evvelâ sefere çıkıldığında sipahi kulunuza ve yeniçeri kulunuza her âdem başına bin akça ihsan buyurursunuz. Ekseriya askerin fesadı ulufe ve bahşişlerini alamadıklarında olur. Zuamâya ve erbab-ı timara sefer bahşişi yoktur. Bu tedarik ancak beş yılda bir olur, zira reayanız çok fakirleşmiş, köylere dağılıp kaçmışlardır. Bu zamanda sefer olmasa üç dört yıl içinde akılları başlarına gelir.
Hak Teâlâ hünkârıma öyle bir ordu vermiştir ki, bir uçtan bir uca bir günlük yola yetişir. Sağ tarafınıza kırmızı bayrak ile sipahi kullarınız yürür. Sol tarafınızdan sarı bayrak ile Silâhdar kullarınız yürür. Önünüzde yirmi bin tüfekli yeniçeri yaya olarak yürür. Rumeli beylerbeyi ve sancak beyleri otuz bin Rumeli askeri ile bir yandan, Anadolu beylerbeyi ve sancak beyleri on beş bin Anadolu askeri ile diğer yandan yürür. Diğer beylerbeyleri askerleriyle kimi sağınızda, kimi solunuzda, kimi önünüzde "çarkaçı" olur, kimi arkanızda "dündar" olur. Asker çokluğundan havadaki kuşlar bile yere düşer.
Hünkârımın ardından iç oğlanları yürür, sancaklar açılır, tabılhaneler çalınır, kösler dövülür. Konaktan Otağ-ı Hümayun'a varılınca bu düzende askere çok zahire gerekir ki sıkıntı çekilmesin.
Ecdad-ı izam zamanında olduğu gibi şimdi de asker çoktur. Eğer Rumeli'ne sefer olunursa zahire Rumeli'nde, eğer Acem'e sefer olunursa Anadolu'da hazırlanır.
Merhametli padişahım, reayanın üzerindeki nâmakul vergileri kaldırıp memalik-i mahruseye ferman-ı hümayun ile tahrir gerekir. Beylerbeyilere ve sancak beylerine kesin tenbih verilmelidir ki reaya üzerine devre çıkıp "kaftan baha", "selâmetiye" ve "na'l baha" namiyle bir akça bile almasınlar. Etraf-ı memlekete emr-i şerif gönderilmelidir ki reaya bir miktar huzur bulsun. Reayanın halleri son derece perişandır. Vezir kuluna tenbih buyurun ki iyi, dindar Müslüman kişiler göndererek memalik-i mahruseyi güzelce tahrir etsin, reaya üzerindeki zulüm kalksın. Bu iş ihmal edilmemelidir.
Benim hünkârım, sikke hususuna dikkat büyük işlerdendir. Sikke çok bozulmuştur, bu yüzden bütün halk ızdırap içindedir. Gerek reaya gerek diğer kullar fakirleşmiştir. Padişahların adı, sikkesinin yürümesiyle tanınır. Vezir kuluna tenbih buyurun ki murad-ı hümayunum sikkenin düzeltilip yürütülmesidir, ihmal etmesin, dikkatli olsun diye ferman-ı şerifiniz olsun.
Benim padişahım, Tevarih-i Âl-i Osman hazine-i hümayununuzda vardır. İsteyip okuyun. Ecdad-ı izamınızın nice gazalar ettiğini, kulları ve reaya ile nasıl muamele ettiğini öğrenin. Ayrıca "Nişanname" adlı bir kitap vardır, önceki padişahların hallerini anlatır, onun da okunması gerekir.
Benim devletli hünkârım, tüm beylerbeyileri, sancak beyleri ve diğer mansıp sahiplerini adlarıyla tanımak gerekir. Ocak ağalarını da bilmek lazımdır: Kethüda kimdir, Sekbanbaşı kimdir, Zağarcıbaşı, Seksoncubaşı, Turnacıbaşı, Hasekiler ve Deveciler kimdir? Bunlar on altı balıkçın telli süpürge giyer ağadır. Her biri için Yeniçeri Ağası'ndan sorunuz. Önce Sekbanbaşı kimdir, zabtı nasıldır, kul kethüdası eli altındaki kulları iyi idare eder mi?
Yeniçeri odalarında sekbanlar otuz dört odadır. Yeniçeri Ağası sefere gittiğinde, Sekbanbaşı İstanbul'da Yeniçeri Ağası yerine kalır ve zabtı sağlar. İstanbul'un her kapısında yeniçeriler bekler, bunlara "yasakçı" denir. Kavga edenleri tutup çorbacıya götürür, suçuna göre kötek vurur, sonra salıverir. Yasakçılar üç ayda bir değişir, yerlerine başkaları gelir.
İstanbul'u en iyi zabteden Subaşı ve Asesbaşı'dır. Gece gündüz İstanbul'u dolaşır, hırsız ve haramzadeleri tutup zindana atarlar. İstanbul'un düzenini sağlayan onlardır. Hiçbir şehir veya kasaba yoktur ki orada yasakçı bulunmasın. Tüm serhad kalelerinde nöbetçi vardır.
Budin Kalesi'nde beş yüz yeniçeri vardır. Bağdat'ta sekiz bin yeniçeri bulunur, üç yılda bir değişirler ve İstanbul'a gelirler. Geceleri kol dolaşırlar, yerlerine başka nöbetçiler gider. Yeniçeri kethüdası Bektaş Ağa'dır; halen Bağdat'ta sekiz bin yeniçeri ile nöbetçidir.
Benim devletlû padişahım, bu saltanatta muammer olasın. Rumeli Kadıaskeri, Rumeli'de dört yüz elli kadılığı idare eder, onlara karışır ve rikâb-ı hümayununuza arz edip tevzi eder. Rumeli kadıları Anadolu kadısı olmaz ve Anadolu kadısı da Rumeli'ne karışmaz. Kadılar da Rumeli'ne kadı olmaz.
Benim hünkârım, bir kadı mazul olduğunda İstanbul'a -Âsitane-i Saadet'e- gelir, her çarşamba günü mülâzım olup kadıasker kapısına varır. İki yıl mülâzemetten sonra bir şehrin kadısı olup yirmi ay görev yaparsa "inşallah saadetle buyurula" diye arz olunur. Mazul olan zamana "infisal", mansıp verildiğinde "ittisal" denir.
Bir kadılığa beş altı talip olsa imtihan olurlar. Hangisi okumuş, müteşerri (şeriatı bilen) ve ehl-i insaf ise ona önce mansıp vermek doğru olur. Amma rüşvet ile veya rica ile bir naehil (ehil olmayan) kişiye verilirse o zaman vilayet ve memleket harap olur. Dünyayı ve ahireti bilmeyen öyle adamlara "hele sabret, düştüğünde sana da veririz" derler.
Hünkâra gelip kadılık defterleri okunup "filan kazayı filan kişiye verin" diye arz edildiğinde, saadetle buyurun ki: "Arz ettiğin kadı ehl-i ilim midir, kazaya müstahak mıdır? Zinhar sakın, gayr-i müstahik ise vebal boynuna olsun. Bir boşça imtihan eyle; cahile, zalime kadılık verme. Arz ettiğine rızay-ı hümayunum yoktur, şöyle ki mesmuum ola, kendin bilirsin" diye tenbih-i hümayununuz olsun.
Bu kadılar, Bâb-ı Asafi'de yüz elli, yüz otuz, yüz, seksen kişi olur. Üç yüz akça süvari maaşı alırlar. Bunlardan yukarıda olanlar mollalardır, onların payeleri beş yüz akçadır. Onlara Şeyhülislâm karışır, mansıplarını o tevzi eder.
Memalik-i mahrusede büyük şehirler olan Edirne, Bursa, Şam, Halep, Mısır, Selânik, Diyarbekir, Bağdat, Belgrad, Sofya ve Filibe beş yüz akçalık mollalardır. Bunlar zamanla İstanbul kadısı olur. İstanbul kadısı, şehirdeki tüm bazarcı, ekmekçi, kasap ve diğer esnaf ile dükkân sahiplerine narh verir. Eksik satanın boğazına tahta külah geçirir. Şehrin tüm maslahatlarını o görür. Ahiren vezir kulunuza ısmarlayın ki İstanbul Efendisi'ne tenbih edesiniz: "Narh işlerini iyice denetle, sık sık gezip dolaş, sıkı tenbih eyle."
Benim hünkârım, şehirden geçerken zincire bağlı adamlar gelip "padişahım esir oldum, beni kurtar" dediklerinde, kapıcılar kethüdasına birkaç altın verip bu mahpuslara yardım edin diye emredersiniz. Eğer bir kimse -erkek veya kadın- arzuhal ederse, heybetle buyurun: "Gelin, kapucular kethüdası bu arzuhal vereni vezire götürsün, hakkı hak ile teslim edilsin" diye ferman buyurun. Bu kadar yeterlidir.
Benim hünkârım, vakfetmek murad-ı şerifiniz olursa, niyetinizi rızâullah için yapın. Beş bin kuruş veya daha fazla vakfedip "falan yere vakfettim" dersiniz. Vezir kulunuz rikâb-ı hümayuna telhis edip "kulun alûfesi hazırdır, verilsin mi?" diye arz eder. Üzerine ferman buyurursunuz.
Benim padişahım, Bağdad muhafazasında nöbetçi olan yeniçeri kullarınıza Diyarbekir hazinesinden yeterli miktarda hazine gönderilir. Öte yanda ve beri yanda ne kadar yeniçeri, sipahi, cebeci, topçu, müteferrika ve çavuş varsa, cümlesi İstanbul'a gelip alûfelerini alırlar. Sipahi olan sipahi ağasından, yeniçeri olan çorbacısının evine varıp alır. Cebeci Cebecibaşı'ndan, topçu topçubaşından alır. Kapucubaşılar, müteferrikalar, çavuşlar ve çaşnigîrler ise küçük ruznameciden alırlar.
Benim padişahım, hayrat muradınız olursa bir mescid yaptırırsınız. O mescide imam, hatip, müezzin, kayyum, mütevelli, cabî (vergi toplayıcı), kâtip, aşçı ve ekmekçi gerekir. Bunlara hizmetlerine göre alûfe tayin edersiniz, kaç köy vakfedeceğinizi belirlersiniz. Mahsulü mütevelli toplar, imama, hatibe ve tüm görevlilere dağıtır. Merhum ve mağfurunleh babanız Sultan Ahmed Han Yeni Camii'yi yaptırıp vakfı böyle tesis etmiştir.
Benim şecaatli padişahım, bu zamanda vakıflar zayıflamıştır. Onları gözetmek için Darüssaade Ağası'na tenbih edin ki: "Vakıflar zayıftır, göreyim seni, dikkatli ol, fakirlerin hakkını mütevellilerden alıver, tamahkâr olmayan adamları mütevelli nasp eyle" diye tenbih buyurun.
Benim padişahım, "çizmebaha" dedikleri şudur: Bir vakfın birkaç köyü olur, o köyleri yılda bir kez mütevelliler satar. Yüz bin akçaya verdikleri köyden, alan kişiden on bin akça alırlar. Bütün vakıf akçaları bir yere geldiğinde seksen yük akça olur. Mütevelli bunları toplar, alûfe alanlara tevzi eder. Aydan aya alûfeler verdikten sonra geriye ne kadar akça kalırsa ona "zevayid" denir. Ondan da "zevayid-hâr" denilen hizmeti olmayanlar alûfe alırlar. Bunları verdikten sonra ne kadar akça kalırsa mütevelli zabtedip yıl sonunda muhasebesini görür ve ziyadeyi rikâb-ı hümayuna teslim eder. Her vakıf böyledir. Sultan Süleyman, Sultan Mehmed ve Ayasofya'nın nazırı Vezir-i Âzam'dır. Sultan Bayezid'in nazırı Şeyhülislâm'dır. Memalik-i mahrusadaki camilerin çoğunun nazırı Darüssaade Ağası'dır. Zevayidleri mütevelliler toplayıp Kapu Ağası'na teslim eder. Kapu Ağası yılbaşında on üç yük akçayı rikâb-ı hümayuna teslim eder.
Hazinedarbaşı'nın elinde birkaç tevliyet vardır, lakin zevayid hasıl olmaz. Hazinedarbaşı ehl-i hirefe (sanat erbabına) karışır. Derziler, gürkcüler, kuyumcular ne kadar alûfe alırsa, tüm sanat erbabını o zabteder.
Benim devletli hünkârım, bir beylerbeyi kuluna hatt-ı hümayun göndermek gerekirse şöyle yazılır: "Sen ki Ozi muhafazasında olan İbşir Mustafa Paşa'sın. Hatt-ı hümayun-ı saadet-makrunum sana ulaştığında bil ki Leh üzerine sefer etmek murad-ı hümayunumdur. Eyaletindeki tüm zuama ve timar sahiplerini toplayıp hazır olup durasın. Ferman-ı şerifim sana vardığında bütün eyaletin askeriyle kalkıp nereyi emredersem oraya yetişesin. Şöyle ki bir gün gecikirse, gazabıma uğrarsın, hazer edesin."
Benim hünkârım, baş kulunuz Vezir-i Âzam'dır, vekil-i mutlaktır. Bütün işleri Vezir-i Âzam'ınız görür. Rikâb-ı hümayuna yüz sürdüğünde buyurun ki: "Lala, göreyim seni, hizmet-i hümayunumda baş ile çalışmak gereksin. Gerek memleket ahvali, gerek kulların ahvaline büyük bir dikkatle gözet. Her ne olursa benden saklama. Her şeyi senden işiteyim, başkasından işitmeyeyim. Kimseyi haksız yere arz etme ve kimsenin mansabını alma, meğer ki hıyaneti zuhur ede. Şimdiden sonra sana doğruluktan başka fikir caiz değildir. Hakkında kimsenin sözünü işitmiyorum, madem ki hak üzeresin. İki cihanda yüzün ak olsun. Hayırlı işleri geciktirme, müfsid gammazları yanına getirme. Reaya maslahatlarını ve davaları iyice dinle, hak kimde ise ona hükmet. Şehrin içinde kıyafet değiştirip gece gündüz dolaş, tecessüs eyle. Hazine-i âmiremin malını tahsilde gayret eyle, israf etmekten sakın, çünkü beytülmaldır. Sonra dünya ve ahirette cevabını veremezsin. Kimseye zerre kadar zulüm olmasına rızay-ı hümayunum yoktur, vebali senin boynunadır. Ulemaya tazim eyle, kanun-ı Âl-i Osman'a riayet eyle. Şeriattan ve kanundan dışarı adım basma, yoksa sen bilirsin."
Benim padişahım, Vezir-i Âzam kulunuzdan aşağı yedi vezir olur. Bazen eksik de olur. Her birinin hasları on iki yüz bin akça olur. Bir yılda mahsulü otuz, kırk yük akça olur. Vezirler şunlardır: Hüseyin Paşa, Ken'an Paşa, Eyüp Paşa, Gürcü Mehmed Paşa, Ahmed Paşa, Mustafa Paşa, Yusuf Paşa ve Defterdar Mehmed Paşa.
Bütün hazine, Başdefterdar ile mal tahsil olunup Hazine-i Âmire'ye teslim edilir. Ondan aşağı Rumeli Defterdarı Hasan Efendi'dir. Anadolu Defterdarı İbrahim Efendi'dir. Bunların ikisinden yukarıda Nişancı vardır. Tuna Defterdarı Rıdvan Efendi'dir. Reisülküttâb Hasan Efendi'dir, Defterhane onun elindedir. Ruznameci Hüseyin Efendi'dir, günlük hazineye ne kadar gelir teslim olursa ondan tezkiresini alır ve ruznameye kaydeder. Küçük Ruznameci, Müteferrika, Çavuş ve Çaşnigîr ve Kapucubaşıların alûfelerini divanda alıp tevzi eder. Çavuşbaşı gümüş değnek ile divanda durur, ona "Tarrak Ağa" denir. Başmuhasebeci, Anadolu muhasebecisi, Haraç muhasebecisi, Evkaf muhasebecisi, Baş mukataacı, İstanbul mukataacısı bunlar divan hocalarıdır, bütün defterleri zabtederler.
Benim hünkârım, vezir kuluna tenbih eyle ki Divan-ı Hümayun hocalarını ve kâtiplerini doğru ve müstakim olanlardan istihdam etsin, eğri ve hain olanları tecessüs edip haklarından gelsin.
Benim hünkârım, Tersane Emini donanma-yı hümayun, kadırgalar ve tersane işlerini görür. Salih Efendi'dir. Matbah Emini, kilâr-ı âmireye zahire tedarik edip onu görür. Şehremini, saray-ı âmirede yapı olursa onu ve harem-i muhteremeyi görür, alûfelerini verip tevzi eder. Kâğıd Emini, kadı beratları, timar ve zuama beratları gibi ne kadar resm alınırsa cümlesinden padişah resmini toplar, altı ayda bir muhasebesi görülür, ne kadar akça olursa rikâb-ı hümayuna teslim eder.
Benim hünkârım, bir beylerbeyine bir eyalet ihsan olunduğunda berat verilir. Padişah resmi olarak Kâğıd Emini on beş bin akça alır. Zuama beratı için ise sekiz yüz akça alır.
Benim padişahım, Kapudan Paşa kulunuz Akdeniz'deki sancakları azledip nasbeder. Rodos sancağı, Mora sancağı, Mezistre sancağı, Ayamavra sancağı, Midilli sancağı, İnebahtı sancağı, Sakız sancağı, Benefşe sancağı, Karheli sancağı. Bu sancaklarda olan timar sahipleri Kapudan Paşa ile sefere giderler, yaklaşık üç bin kılıç olur. Tersane halkı dedikleri kadırga reisleri, dümenci, kalafatçı, yelkenci, vardiyacı hayli halk olur. Kapudan Paşa baştardeye biner, yedi sıra kürekçi olur.
Benim hünkârım, bu donanma-yı hümayunda Kapudan gemisinden başka gemilerin kürekçileri beş, dört sıra olur. Firkate ve gökçekte üç sıra kürekçi olur. Kadırgaların masrafları için ocaklar bağlanmıştır. Her yıl kırk pare kadırga yapılması kanundur. Ne var ki kapudanlar akçasını yiyip yemezler.
Benim padişahım, kırk pare kadırgaya sekiz bin kürekçi gerekir. Elli bin avarız hanesi kürekçi için tayin olunmuştur. Her haneden üçer kuruş alınır, yüz elli bin kuruş olur.
Benim hünkârım, bu donanma-yı hümayuna "bedel akçası" dedikleri Kapudan Paşa'nındır. Zuama ve timar sahiplerinden biri sefere gitmek istemezse, kırk bin akçalık ziameti varsa bedel olarak o kadar akça alınır. Bedel akçası adıyla rikâb-ı hümayuna yılda elli yük akça verilir.
Benim padişahım, hatt-ı şerif Kapudan Paşa'ya şöyle yazılır: "Sen ki vezirim, kapudanım Hüseyin Paşa'sın. Hatt-ı hümayun-ı saadet-makrunum sana ulaştığında bil ki Akdeniz'in veya Karadeniz'in muhafazasına sıkıca dikkat edip uyku ve rahatı kendine haram et. Sakın ki küffar-ı hakisar gemileri zahire gemilerine zarar vermesin, Kazak şaykaları bir yeri vurmasın, bunları senin ihmalinden bulurum. Göreyim seni, uğur-ı hümayunumda ne kadar çalışırsın. Rızay-ı hümayunuma uygun hizmetlerin zuhur ederse iltifatıma mazhar olasın. Hayır duam seninle beraberdir. İhmalden hazer et, düşman vilayetlerini tecessüs etmeye dikkatli ol."
Benim padişahım, yeniçeri ocağı yüz altmış bir odadır. Her odanın bir çorbacısı ve bir odabaşısı vardır. Her odada nefer üç yüz, dört yüz, beş yüz olur. Her odanın bir oturağı ve korucusu olur. Bunlar sefere gitmezler, emekdar ihtiyar oldukları için kanundur, duacı sayılırlar. İlk defa kapıya çıktığında oğlan üç akça ulufe ile yazılır. Sonra terakki alır. Sekizli olur, on iki akçaya varıncaya kadar. Ondan fazla olmaz. Ancak oturak korucu olursa artabilir. Yeniçeri Ağası'nın "memhuru" dedikleri birkaç acemi oğlanını kapıya çıkarmak isteseler bir defter ederler. Ağalık mührü vardır, onunla mühürler, yeniçeri kâtibine gönderir, deftere kaydeder. Ona "memhur" derler. Baş oda, kethüda odasıdır. Altmış oda ağa bölüğü sayılır, yüz bir oda yayabaşı odasıdır. Sekbanlar odası otuz dört odadır, onlar da yeniçeri gibidir. Solaklar odası dört odadır, her odada yüz solak olur. Bunlar sefere gitmezler, ne artar ne eksilir, biri mahlûl olduğunda birisi yerine yazılır. Yeniçerilerin yolu sipah olmaktır. Her odanın tayinatları vardır. "Yeniçeri meydanı" denilen odaların yanında bir yer vardır. Orada beylikten Koyun Emini et getirir, kıyyesi üç akçaya alınır. Bir yılda ne kadar zarar olursa eksiği mirî tarafından verilir. Yeniçerilerin "zarar-ı lahmi" dedikleri budur.
Yeniçeri ocağının yapısı böyledir. Baş Yeniçeri Ağası, Kethüda Bey, Zağarcıbaşı, Samsoncubaşı, Turnacıbaşı, dört haseki, Deveciler (Sarban), Başçavuş, Ortaçavuş, Küçükçavuş bu minval üzere aşağıya varıncaya kadar yüz altmış bir çorbacıdır. Bütün neferatıyla oturak korucuları ve solaklarla birlikte otuz bin olur. Bir yılda alûfeleri bin yük akçadır. Serhadlerde olan nöbetçiler üç yılda bir değişir. Bağdat Kalesi, Van Kalesi, Erzurum Kalesi, Budin Kalesi ve diğer kalelerde ve kasabalarda yasakçı olurlar. İstanbul'un kapılarında ve çarşılarında yeniçeriler beklerler. Birisi kavga ederse hemen tutup Ağa Kapısı'na götürürler. Eğer sipahi ise kendi ağasına gönderirler, hakkından gelirler. Yeniçeri Ağası'na sıkı tenbih gerekir. Padişah fermanı olmadıkça kimse yeniden kapıya çıkamaz ve yabancı olmamalıdır. Ferman-ı hümayun olduğunda ya bostancıdan ya acemi oğlanından çıkması gerekir diye hatt-ı şerif bu minval üzere yazılır ve ağaya: "Rikâb-ı hümayunuma arz etmeden dirlik vermeyesin, şöyle ki duyarsam gazabıma uğrarsın" diyesin.
Benim padişahım, sipahi kullarım altı bölüktür. Sipahi olan Silâhdar, sağ ulûfeci, sol ulûfeci, sağ gureba, sol gurebadır. Sipahi kullarım kırmızı bayrak taşır. Ağaları Hasan Ağa'dır. Kethüdası, kâtibi ve çavuşları vardır. Bir sipahi suç işlerse ağası hakkından gelir. Üç yüz bölüktür, her bölükte yirmi beş, otuz adam vardır. Toplam beş bin sipahi olur. Silâhdar kullarım sarı bayrak taşır. Ağaları Hacı Ahmed Ağa'dır. Onların ayrı kethüdası, kâtibi, çavuşları vardır. İki yüz altmış bölüktür, toplam dört bin olur. Biri suç işlerse ağası hakkından gelir.
Sağ ulûfeci kullarım yeşil bayrak taşır. Ağası, kethüdası, kâtibi, çavuşları başkadır. Yüz yirmi bölüktür, bin beş yüz adam olur. Sol ulûfeci yarı kırmızı yarı beyaz bayrak taşır. Ağası, kethüdası, kâtibi, çavuşları vardır. İki yüz altmış bölüktür, toplam dört bin olur. Sağ gureba beyaz bayrak taşır, iki yüz altmış bölük, dört bin adam. Sol gureba yüz bölük, yedi yüz adam. Tüm sipahi, silâhdar, sağ ulûfeci, sağ gureba, sol gureba toplam on üç bin sipahi olur. Bir yılda alûfeleri bin beş yüz yük akçadır.
Sipahi olmak kanundur. İç oğlanları, bostancılar ve diğer ocaklardan emekdar olanlar padişah fermanıyla bölüğe çıkar, sipahi olurlar. Sipahi defterini mukabeleci korur. Bir sipahilik fermanı olduğunda mukabeleciye hatt-ı şerif ulaşır, sipahi defterine kaydeder. Bir sipahi vefat ettiğinde "mahlûl" esamesi kaydedilir. Her kim sipahi olursa olsun, mahlûl verilene iki akça terakki verilmesi kanundur. Bu mahlûlleri mukabeleci toplar, ulufe zamanı geldiğinde Vezir kuluna verir, Vezir de rikâb-ı hümayuna arz eder. Ulufeleri hazinede kalır. Vezir kulunuza ferman-ı hümayununuz olsun ki mukabeleciye sıkı tenbih edesiniz: "Mahlûlleri iyice zabtedip görsün, yoksa kendisi bilir." Altı bölük ağalarına hatt-ı şerif şöyle yazılır: "Siz ki altı bölük ağalarısınız, hatt-ı hümayunum size ulaştığında bilin ki sipahi kullarımı iyice zabt ve rabtedin, kimseye tecavüz ettirmeyin. Şöyle ki birinizin neferinden bir küstahlık zuhur ederse ağasının hakkından gelirim. İmdi göreyim sizi, eşkıyanın hakkından ne mertebe gelirsiniz."
Benim devletli hünkârım, Cebeci kullarımın sekiz bin kadar olur. Cebecibaşı zabteder. Yeşil şebkülah taşırlar. Çorbacıları, odabaşıları vardır, cebehaneyi gözetirler. Sefer olduğunda cebehaneyi götürürler. Barut, kurşun, cebe (zırh), cevşen (zırh çeşidi), kılıçlar, harbeler, tüfekler ve savaş için ne lazımsa cebecilere mahsustur. Sekiz akça yedek ulufeleri olur. Donanmaya giderler, başka bir ocaktır. Cebecibaşı, kethüdası, kâtibi, çavuşları ve çorbacıları vardır, onları zabtederler. Topçu kullarım üç bindir. Sefer-i hümayun olduğunda topları arabalara koyup yanında giderler. Topçubaşı, kethüdası, kâtibi, çavuşu, çorbacıları vardır. Topları onlar döker. Bunlar başka bir ocaktır, Tophane'de olurlar.
Benim hünkârım, müteferrika kullarımın sayısı altı yüz kadardır. Bunlara "vacib-ür-riaye" denir. Genellikle Has Oda'dan ve eski hizmetlilerden seçilirler. Maaşları seksenden yüz akçaya kadardır. Padişah sefere gitmezse onlar da gitmez. Şehirde dolaşırken padişahın önünde yürürler. Müteferrika başları vardır. Maaşlarını küçük ruznameciden alırlar. Bayramlarda el öperler. Başlarında ağaları bulunur ve kendileri de ağadır. Vezire vardıklarında ayağa kalkıp saygı gösterirler.
Çaşnigîr kullarınızın sayısı kırktır. Has Oda'daki acemi oğlanlardan seçilirler. Uzun kollu sernik giyerler. Harem dışında görev yapmaları kanunen yasaktır. Padişahın yemekleri için mutfak kapısında pirinç ayıklarlar. Divan günlerinde Has Oda'ya yemek taşınırken çaşnigîrbaşı önde yürür. Maaşları kırk akçadır, sabittir.
Çavuş kullarınızın sayısı yüzdür ve atlıdırlar. Genellikle Âsitane'den ve diğer ocaklardan seçilirler, iç hizmetten alınmazlar. Divan-ı Hümayun'da görev yaparlar. Şehirde dolaşırken topuzlarını omuzlarına koyarak alayın önünde yürürler. Sefer sırasında başlarına teller takarak otağın önünde nöbet tutarlar. Görev gerektiğinde gönderilirler. Çavuşbaşı tarafından yönetilirler. Maaşları otuz, kırk veya altmış akça olabilir.
Çadır mehterleri iki bin kişidir. Başlarında mehterbaşı bulunur. Sefer sırasında iki bölüğe ayrılırlar: biri otağı korur, diğeri bir konak öne giderek otağı hazırlar. Padişah alayla geldiğinde otağı hazır bulur. Vezire ferman gönderilerek mehterin seferde nasıl kurulacağı bildirilir: "Alas Bahçesi'nde kurulsun." Âlem mehterleri ayrı bir gruptur. Zurnacılar, davulcular, borazancılar, kösçüler ve nefirzenlerden oluşur. Mîr-i Âlem tarafından yönetilir. Sayıları yaklaşık iki yüzdür. Ayrı müzik başkanları vardır. Sefer sırasında sancakların arkasında tabılhane çalınır. Her ikindi vakti otağın önünde nevbet çalınır.
Benim padişahım, kapucu kullarınızın bir yılda alûfeleri elli beş yük akça olur. Aşçı, ekmekçi, kilârcı, kasap, yoğurtçu, mumcu, tavukçu kullarınızın bir yılda alûfeleri otuz iki yük doksan iki akça olur. Ahır halkı ki sarraç, yedekçi, deveci, katırcı kullarınızın alûfeleri bir yılda seksen dört yük kırk bin akça olur. Topçu kullarınızın alûfeleri bir yılda on dokuz yük seksen dokuz bin akça olur. Cebeci kullarınızın bir yılda alûfeleri otuz dokuz yük elli dokuz bin akça olur. Arabacı kullarınızın bir yılda alûfeleri sekiz yük akça olur. Çadır mehterlerinin bir yılda alûfeleri dört yük elli iki akça olur. Ehl-i hiref dedikleri terzi, kuyumcu, kürkçü ve diğer sanat erbabı kullarınızın bir yılda alûfeleri on iki yük akça olur. Tersane-i Âmire reisleri ve hüddamının alûfeleri bir yılda elli yedi yük doksan altı bin akça olur. Divan-ı Hümayun sakalarına ve Matbah-ı Âmire sakalarına bir yılda alûfeleri yetmiş altı bin akça olur. Efrenciyan kullarına bir yılda alûfeleri elli üç bin akça olur. Yeniçeriye, sipahiye ve yukarıda zikrolunan tüm kullara bir yılda toplam alûfe iki bin altı yüz altmış altı yük elli altı bin yüz seksen akçadır.
Benim hünkârım, hazîne-i âmireden masarif için Mısır'dan şeker, pirinç ve baharat dışında ve diğer ocaklıklardan gelenler dışında, Matbah-ı Âmire mühimmatı için Matbah Emini kuluna bir yılda iki yüz yük elli dokuz bin akça teslim olunur.
Benim hünkârım, Darüssaade alûfesine ve diğer harçlarına bir yılda Şehir Eminine iki yüz seksen dört yük doksan bir bin akça teslim olundu.
Benim hünkârım, ahır harcı için Arpa Eminine bir yılda dokuz yük altmış bin akça teslim olundu. Ocaklardan her yıl iki yüz kırk bir bin kile arpa verilir.
Benim hünkârım, tersane harcı bütün ocaklardan tayin olunup ancak hünkârımın has kayıkları mühimmatı için hazîne-i âmireden bir yılda dört yük yetmiş dört bin akça verilir.
Benim hünkârım, yeniçeri ocağına ve acemi oğlanı ocağına tayin olunan fodla bahası için fodla kâtibine bir yılda dokuz yük altmış bin akça verilir. Saray-ı Hümayun'a ve Matbah-ı Âmire'ye odun bahası için İstanbul Ağası'na her yıl hazineden kırk yük akça verilir.
Benim padişahım, toplar döküldüğünde Tophane Eminine hazineden mühimmat için on bir yük otuz yedi bin akça verilmiştir. Benim hünkârım, bir yılda bütün kullara verilen alûfe iki bin altı yüz altmış altı yük elli altı bin yüz seksen akçadır.
Benim hünkârım, Şehir Eminine, Tersane Eminine, fodla kâtibine, İstanbul Ağasına ve Tophane Eminine masarif için hazineden verilen yedi yüz yetmiş yük yirmi bin akça olur.
Benim padişahım, bazı harçlar için yine bir yılda yüz yetmiş sekiz yük altmış beş bin akça olmuştur.
Benim hünkârım, yeniçeri, sipahi ve diğer eminler ve harçlar bir yılda üç bin sekiz yüz on beş yük kırk bin dokuz yüz elli yedi akça hazineden masraf olundu. Cem'an yekûn 3.815.040.957 akçadır.
El'irad: benim padişahım, bütün Rumeli'nin haracı bir yılda bin yüz yirmi altı yük akça olur. Tayin ve ocaklıklara verildikten sonra hazineye giren sekiz yüz bir yük altmış iki bin akçadır.
Benim padişahım, evkafın hazîneleri Rumeli'nde bir yılda yüz kırk dört yük yirmi yedi bin akça olur. Bazı tayinat verildikten sonra yüz sekiz yük yetmiş üç bin akça hazineye teslim olunur.
Benim hünkârım, Rumeli'nin avarız hanları tayinatlar verdikten sonra iki yüz altmış yedi yük kırk dokuz bin akça hazîne-i âmireye teslim olunur.
Benim hünkârım, Rumeli'nin mukataaları malından bütün ocaklara verildikten sonra bin iki yüz on yük kırk iki bin sekiz yüz doksan akça hazîneye teslim olunur. Cem'an Rumeli'nde bir yılda gelip hazîne-i âmireye vasıl olan iki bin üç yüz seksen sekiz yük yirmi sekiz bin akçadır.
Benim hünkârım, Anadolu'da olan haraç malı bir yılda bütün tayinat verildikten sonra yüz otuz beş yük otuz dört bin akça hazîne-i âmireye teslim olunur.
Benim hünkârım, Anadolu'da piyade ve müsellim hanları malından bir yılda sekiz yüz altmış bin akça hazineye teslim olunur. Anadolu mukataatı malından bütün tayinat verildikten sonra elli yedi yük akça hazîne-i âmireye teslim olunur.
Benim padişahım, Anadolu'nun cizye, avarız, piyade, müsellim hanları ve mukataat malı cem'an bir yılda bin dokuz yüz altmış üç yük akça olur. Ocaklık ve diğer tayinat verildikten sonra Âsitane'ye giren bin iki yüz bir yük doksan dokuz bin akçadır. Yalnız Anadolu'nun hazineye giren iradı budur.
Hesab-ı Rumeli: Rumeli'nin malı cem'an bir yılda beş bin dört yüz yük otuz sekiz bin akça tahsil olunur. Lakin ocaklık ve sair tayinata verildikten sonra hazineye giren bir yılda üç bin altı yüz kırk yük akçadır. Bin yedi yüz dokuz akça tayinat ocaklıklara verilmiştir.
Cem'an yekûn hesap: Benim padişahım, Rumeli ve Anadolu'nun toplam malı bir yılda beş bin dört yüz otuz sekiz yük akça olur. İçinden harçlar verildikten sonra Âsitane-i Saadet'e gelip hazineye giren bir yılda üç bin altı yüz kırk yük akça olur. Masraf olan tüm bu akçadan her üç ayda bir kullara ulufe verilir ve diğer harçlar ki Âsitane'den vaki olur, cümlesi verilip yılda bir kez rikâb-ı hümayuna muhasebe arz olunur. Geri kalan ferman padişahımındır.
Benim hünkârım, İçoğlanları kullarınız kanundur, Has Odabaşı gözetir. Altı ağa, on iki eski, yirmi iki acemi olmak üzere toplam kırk ağa olur. Artık veya eksik caiz değildir. Has Odabaşı, andan Silâhdar ağa, Çuhadar ağa, Rikâbdar ağa, Dülbend oğlanı, Miftah gulâmı, Peşkir gulâmı, İbrik gulâmı aşağı yolun eskileridir. Her kim evvelce rikâb-ı hümayuna gelirse sonra gelen onun altındadır. İki oğlan Has Oda'ya alındığında biri hazineli biri kilârlı olsa, hazineli kilârlının üstüne oturup eski olur.
Benim hünkârım, Has Odalı kullarınızı Odabaşı zabteder. Suç ettiklerinde haklarından gelir, hünkârıma arz eder. Ancak beş zülüflü ağaya karışmaz, onlar ona beraber ağalardır. Has Odabaşı'nın alûfesi yetmiş akçadır. Payede Kapu Ağası'nın altında oturur. Bütün hizmet-i hümayunumuzu o görür. Taşrada ne hizmet ısmarlasanız "var ağa, filan hizmeti gör" diye buyurursunuz. Has Oda'ya bir oğlan almak gerektiğinde Has Odabaşı'na buyurun ki: "Filan oğlan odaya layık mıdır? Layık olmayanı hizmet-i hümayunuma arz etme, yoksa sen bilirsin."
Benim hünkârım, Silâhdar ağa kulunuz Siyavuş Ağa'dır. Kırk akça alûfesi vardır. Hizmeti, hünkârımın silahına karışır. Kılıç, tüfek, ok, yay bunları görür, gözetir. Şikâra ve bahçeye varıldığında önünüze sofrayı o kurar. Yolu hünkârımın ihsanına göredir. Ne mansıp verseniz kanundur. Çuhadar ağa kaftanlarınızı, kürklerinizi ve yağmurluklarınızı görür, gözetir. Rikâbdar ağa çizme ve pabuç hizmetini görür, pabucunuzu mübarek ayağınıza giydirir. Dülbend oğlanı mübarek başınıza giydiğiniz sarıkları ve çamaşırları gözetir. Onun hizmeti budur. Ondan aşağı miftah oğlanı Has Oda'yı zabteder ve suç işleyeni Odabaşı'ya söyler. Peşkir oğlanı makramaya ve yemek makramasına karışır. İbrikdar leğen ve ibrik hazırlamakla görevlidir.
Efendim, Zülüflü ağalara hizmetiniz için mansıp ihsan buyurursunuz. Has Oda'daki miftah oğlanı ve aşağıdaki eskilerin yolu müteferrikalıktır. Kanunları gereği yılda iki kez bahşiş alırlar: biri Mevlid ayında, biri bayramda. Has Oda'nın bahşişi dört yüz altındır. Mevlid ve bayram bahşişleri şöyledir: Silâhdarın yüz yetmiş altın, Çuhadarın yüz yetmiş altın, Rikâbdarın yüz elli altın, Toğancıbaşının yüz yirmi altın, Miftah oğlanının yüz altın, Peşkir oğlanı, İbrikdar oğlanı ve mesfçi şagirdi yüzer altın alır. Bunlardan aşağı olanlar seksener altın alır. Küçük Oda Kethüdası kırk altın alır. Musahibbaşı, dilsüz ve içerideki baş hoca otuzar altın alır. Bu bahşiş bir kez Mevlid ayında, bir kez büyük bayramda verilir.
Efendim, bundan başka hil'atler de vardır, bayramda verilir. Zülüflü ağalar üçer seraser, üçer kemha ve üçer atlas hil'at alırlar. Acemiler üçer hil'at alırlar. Bunlar esvab akçasından ayrı verilir.
Efendim, Hazine ikinci oda sayılır. Hazine Kethüdası kulunuz zabteder. Ondan aşağı Güğümbaşı vardır ve on iki eski olur, bu kanundur. Eskiler bıçak taşır, acemileri zabteder. Suç işleyeni kethüdaya bildirip dövdürürler. Güğümbaşı, kethüdanın kaymakamıdır. Yolu Has Odadır. Eğer dışarı çıkarılırsa yolu altmış akça müteferrikalıktır. Hazînelilere yılda iki kez bahşiş verilir. Mısır hazînesi geldiğinde adam başına bin akça alırlar. Bir de kış günlerinde rikâb-ı hümayuna el yağı sunarlar, o zaman da bin akça alırlar. Esvab akçası eskilik derecesine göre değişir. Dört nevbettir. Yılda bir kez rikâb-ı hümayuna arz olunur. Esvab akçası denilen şey, yılda bir kez rikâb-ı hümayuna arz olunup sarayda ne kadar kaftan giyen kul varsa hepsi alır. Bir nevbet büyük çıkma akçası denir, iki bin dört yüz akçadır. Bir nevbet küçük çıkma, bir nevbet münakkaş akçası ve bir nevbet mansıb akçası denir. Her nefer kendi yoluna göre dört nevbet esvab akçası alır. Üç ayda bir kez kaftan hakkı olur. Yılda bir kez kuşak akçası verilir, bin altı yüz akça. Yılda iki kez takke akçası verilir, ikişer yüz akça. İki kez de kemer akçası verilir, yüz yirmişer akça.
Efendim, Kilâr Odası üçüncü odadır. Hazine odasından aşağıdadır. Kilâr Kethüdası zabteder. Kilârı Peşkircibaşı gözetir. Bir oğlan suç işlerse kethüdaya söyleyip dövdürür. Saadetle yemek yediğinizde Has Oda'da kilârcıbaşıya sahan aldırılır. Has Oda'da mahlûl düştüğünde alırsınız. Eğer dışarı çıkarılırsa yolu altmış akça müteferrikalıktır. Kilârlı kulunuz yılda bir kez nisan yağmuru yağdığında toplayıp rikâb-ı hümayuna gönderir. Bin akça bahşişi kanundur. Esvab akçaları dört nevbettir. Ancak yılda bir kez bir uğurdan ihsan olunur.
Efendim, nefs-i şerifiniz için kilâra gelen has ekmeği Peşkircibaşı zabteder. Ondan aşağı eski Peşkircibaşı şagirdidir. Devletle yediğinizde altın siniyi ve kaşıkları yıkar, zabteder. Turşucu yoğurtları ve turşuları zabteder. Yemişçi gelen meyveleri hıfzeder. Her birinin ayrı görevi vardır. Kimse başkasının görevine karışmaz. Hepsini kethüda gözetir. Hizmet etmeyenin hakkından gelir.
Efendim, Seferli Oda dördüncü odadır. Saray Kethüdası zabteder. Seferliyi Çamaşırbaşı zabteder. Suç işleyeni kethüdaya dövdürür. Seferli ocağında da hazineli ve kilârlı gibi on iki bıçaklı vardır. Hizmetleri hünkârın çamaşırını yıkamaktır. Sazende olanların çoğu seferlidir. Dilsüzler ve hocalar seferli olurlar. Mahlûl olduğunda yerine rikâb-ı hümayuna arz edilip büyük odalı ve küçük odalı dilsüzlerden alınır. Çamaşırbaşının yolu Has Odadır. Hamamcıbaşının yolu da Has Odadır. Eğer dışarı çıkarılırsa yolları kırk akça çaşnigîrliktir. Seferli kullarınızın çoğu sazende, tellâk, dilsüz ve hocadır. Hepsi bir odadır. Seferlinin hizmeti yoktur ama geliri çoktur. Büyük odalılarla bir yerde olurlardı. Merhum kardeşiniz büyük hane yaptırıp seferliyi büyük odalıdan ayırıp ayrı oda verdi. Onların yolları yirmi akça sipahiliktir. Eskiliğine göre terakki verilir. Eski emekdar olan yirmi beş akça alır. Kırk akça defterde kanunları vardır.
Efendim, Büyük Oda kullarınızın zabiti kethüdadır. İçlerinden birini odabaşı ederler, o onları zabteder. Eğer itaat etmezse kethüdaya söyler. Giydikleri kurziye çukadır. Yılda bir kez bir kurziye çuka ve bir takke verilir. Kilârdan, hazineden ve seferliden mahlûl düştükçe "kaftan altına verdim" diye buyurursunuz. İçlerinde eski yoktur. En fazla on iki halife vardır. Vacib-ür-riaye gereği taşradan hoca tayin edilir, gelip okutur.
Efendim, Büyük Oda kullarınız hemen okuyup yazarlar. Marifet tahsil ederler. İçlerinden layık olan çıkmak gerektiğinde kilâra, seferliye alırsınız. Büyük Oda'ya oğlan alınması gerektiğinde Galatasaray'dan veya İbrahim Paşa Sarayı'ndan alınsın diye buyurursunuz. Kapu Ağası'na emr-i şerif edersiniz. Bir oğlan rikâb-ı hümayuna arz olunsa Galatasaray'a veya İbrahim Paşa Sarayı'na gönderilsin diye emredersiniz. Bir uğurdan yeni saraya getirtmezsiniz.
Efendim, Küçük Odalılar Büyük Odalılar gibidir. Çuka dilme giyerler. İçlerinden bir odabaşı olup kethüda vekili olur. Yolları kaftan altıdır. Hazîneye ve Kilâra girerler. Emrettiğinizde biri Büyük Oda'dan, biri Küçük Oda'dan alınır. Küçük Oda'da da on iki halife vardır. Taşradan hoca gelip okutur. Halifeleri de içeriden beşer onar oğlan okuturlar. Küçük Odalılar Büyük Odalılar gibidir; hemen okuyup yazıp marifete çalışırlar. Uygun görüldüğünde hazîneye, kilâra ve seferliye alınırlar. Sekiz akça alûfeleri vardır. Yılda bir donluk kurziye çuka ve iki yüz akça düğme akçası alırlar.
Efendim, ahyânen iç oğlanlarına ikişer üçer kese akça ihsan edilmesi kanundur.
Efendim, Kapu Ağası sarayın baş zabitidir. İç oğlanlarına dair tüm düzen onundur. Has Oda'da mahlûl düştükçe kanun budur ki Kapu Ağası bir defa hazineden Güğümbaşı'nı arz eder, bir defa düşerse kilârdan Peşkirbaşı'nı arz eder, Seferli'den Çaşnigîrbaşı'nı veya Hamamcıbaşı'nı arz eder. Şöyle ki başka bir kimse arz ederse kanun değildir.
Efendim, kullarınız gece gündüz canla gönülden hizmet edip yol beklerler, otuz kırk yıl hizmet ederler. Ecdad-ı izam zamanından beri bu yol kesintisiz devam etmiştir. Dün gelen bir acemi "bu benim hışmım mı, hizmetkârım mı?" diyerek hilâf-ı kanun arzda bulunursa yolsuzluk olur.
Efendim, Hazîne, Kilâr ve Seferli'den mahlûl olsa arz edenlerden Büyük Oda'nın başı alınsın diye ferman buyurunuz. Bir kişi Küçük Oda'dan arz ederse Küçük Oda'nın başı alınsın diye buyurunuz. Ancak dilek ile alınırsa kimse ocak beklemeye heves etmez, bu yüzden rağbet gerekir. Kullarınız canla gönülden hizmet eder.
Efendim, rikâb-ı hümayuna taşradan bir oğlan arz edilirse "Galatasaray'a verdim" diye emrediniz. Bir daha arz edilirse "İbrahim Paşa Sarayı'na verdim" diye emrediniz. Bir daha arz edilirse "Büyük Oda'ya verdim" veya "Küçük Oda'ya verdim" diye emrediniz. Hazîne, Kilâr ve Seferli'ye emretmeyiniz.
Efendim, rikâb-ı hümayuna arzuhal sunulacaksa kanun budur ki Has Odalı'nın arzuhalini odabaşı rikâb-ı hümayuna arz eder, verir. Başka bir ağa tarafından sunulması caiz değildir. Eğer Has Odalı eski ise yolu müteferrikalıktır, eğer acemilerden ise yolu çaşnigîrliktir. Arzuhalin üzerine "yoluyla verdim" diye buyurursunuz.
Hazînelinin arzuhalini Hazîne Kethüdası Kapu Ağası'na versin, Kapu Ağası arz etsin, kanun budur. Başka yerden gelirse caiz değildir. Hazînelinin yolu sipahiliktir. Arzuhalin üzerine "yoluyla verdim" diye buyurursunuz.
Efendim, Kilârlı kullarınızın arzuhallerini Kilâr Kethüdası Kapu Ağası'na verir, Kapu Ağası arz eder, kanun budur. Yolları sipahiliktir. Arzuhalin üzerine "yoluyla" deyip buyurursunuz. Divan-ı Hümayun'da yoklanıp kanun ne ise ona göre alûfe tayin olunur. Yolları yirmi akça sipahiliktir. Ancak eski olursa yirmi dokuz akçaya kadar çıkar.
Efendim, Büyük Oda kullarınızın arzuhallerini Saray Kethüdası Kapu Ağası'na verir, Kapu Ağası arz eder. Başka yerden gelse dahi "Kapu Ağası arz etsin" diye buyurursunuz. Yolları on sekiz akça sipahiliktir. Mertebesi olursa yirmi olur. Kırmızı bayrakta sipahi olur, on sekiz akça ile Silâhdar'da sarı bayrakta olur. Büyük Odalı sipahi olur, Silâhdar olur. Aşağı bölükte olmaz. Divan'da yoklanır, "yoluyla verdim" diye buyurursunuz.
Efendim, Küçük Odalı kullarınızın arzuhallerini Saray Kethüdası Kapu Ağası'na verir, o da arz eder. Arzuhali oğlanın kendisi verirse caiz değildir, oğlana değnek vurulması emredilir. Yolları on dokuz akça sipahiliktir. Kırmızı bayrakta olur, Silâhdar bayrağına olmaz.
Efendim, Zülüflü baltacı kullarınızın arzuhallerini Baltacılar Kethüdası Kapu Ağası'na verir, o da arz eder. Baltacılar Kethüdası'nın yolu altmış akça müteferrikalıktır. Daha fazla hizmet ederse daha fazla olur. Yolları on dokuz akça sipahiliktir, yarısının on sekizdir. Eskiler mertebesine göre olur, otuz beş olur, kırk akça olur. Odalarında "cinni" itibarı vardır. Cininde yukarı olanlar on dokuz ile sipahi olur, cininden aşağı yatanlar on sekiz ile Silâhdar'a çıkarlar.
Efendim, Galatasaray'ın arzuhallerini Saray Ağası Kapu Ağası'na verip arz eder. İbrahim Paşa Sarayı da böyledir. Edirne Sarayı da böyledir. Bu üç sarayın yolları on dört akça, on altı akça iledir. Aşağı bölükte sipahi olurlar. Yolları bellidir. Başka zamanda caiz değildir. Bazı zamanlarda eskilikle üçer dörder oğlan Yeni Saray'a, Küçük Saray'a almak kanundur.
Efendim, Kapu Ağası kulunuz, Saray-ı Hümayun'da bulunan tüm oğlanların baş zabitidir.
Efendim, Hazinedarbaşı, Kilâr-ı Âmire'yi zabteder. "Gözünü aç, hazîneyi sıkıca zabtet" diye tenbih buyurun. Gerek iç kilâr gerek dış kilâr, hepsi onun hükmündedir.
Efendim, Kilârcıbaşı kulunuz, nefs-i şerifinize lazım olan zahireyi Helvahane'ye, Matbah-ı Âmire'ye, Kilâr'a, Has Fırın'a, dış fırına, yoğurtçulara, tavukçulara, mumculara, bozahanecilere ve kasaplara yönetir. Bu ocakları görüp gözetir ve zabteder. Bütün kanunnâme budur. Artık eksik yoktur.
Bunun icadı bin altmış birde vaki oldu ve bu nüshanın tahriri bin yüz on senesi zilhicce-i şerifesinin yirmi ikinci gün vaki olmuştur.
(Not: Bu tarihlerden birincisinin (1061 Hicri) ne anlama geldiği tam olarak anlaşılamamıştır. İkinci tarih (1110 Hicri, miladi 1698/1699 civarı) risalenin istinsah tarihidir.)
Kemankeş Kara Mustafa Paşa Lâyihası'nda adı geçen 63 devlet adamından orijinal TTK neşrinde biyografik bilgi verilenler şunlardır:
1. Kemankeş Kara Mustafa Paşa (yazar) – 1641'de Yeniçeri Ağası, 1650'de Bursa Beylerbeyi iken öldürüldü.
2. Derviş Mehmed Paşa – Bağdad Beylerbeyisi, daha sonra Sadrazam oldu. Şam, Diyarbekir, Bağdad, Musul, Halep, Anadolu, Bursa, Silistre Beylerbeyilikleri ve Kaptan Paşalıkta bulundu.
3. Cafer Paşa – Şehr-i Zor Beylerbeyisi, Kıbrıs, Adana, Şam, Diyarbekir Beylerbeyiliklerinde bulundu.
4. Süleyman Paşa – Musul Beylerbeyisi (Hacı İvad veya Sarı Süleyman Paşa olabilir).
5. Ahmed Paşa – Diyarbekir Beylerbeyisi.
6. Hüseyin Paşa – Erzurum Beylerbeyisi, Nasuh Paşa'nın oğlu, Kapucular Kethüdalığı, Mirahur-ı Evvellik, Budin, Sivas, Halep Beylerbeyiliklerinde bulundu.
7. Hasan Paşa (Küçük) – Van Beylerbeyisi, Sekbanbaşı, Yeniçeri Ağası, Bağdad, Trablus, Şam, Erzurum, Maraş, Rumeli Beylerbeyilikleri, 1648'de Girit'te şehit oldu.
8. Hasan Paşa (Acem) – Karaman Beylerbeyisi, Enderunlu, Mir-i Alem, Budin, Tameşvar, Halep Beylerbeyilikleri.
9. Mustafa Paşa – Sivas Beylerbeyisi (hakkında detay yok).
10. Mehmed Paşa – Halep Beylerbeyisi.
11. Osman Paşa – Şam Beylerbeyisi, IV. Murad devri Nişancısı ve veziri, Mısır Beylerbeyiliğinde bulundu.
12. Mustafa Paşa (Mostarlı) – Habeş Beylerbeyisi, Nişancı.
13. Şerif Zeyd – Mekke Şerifi.
14. Mustafa Hüseyin Paşa – Kıbrıs Beylerbeyisi.
15. Musa Paşa – Budin Beylerbeyisi, Silâhdarlık, Mısır, Silistre Beylerbeyilikleri, Kubbe vezirliği, Rikâb-ı Hümayun Kaymakamlığı, Kaptan Paşalık, 1645'te Eğriboz'da şehit oldu.
16. Şahin Paşa – Bosna Beylerbeyisi.
17. İbşir Mustafa Paşa – Ozi Beylerbeyisi.
18. Siyavuş Paşa – Rumeli Beylerbeyisi, Yeniçeri Ağalığı, Kaptan Paşalık, Kubbe vezirliği, Erzurum, Silistre, Tameşvar, Budin, Bosna Beylerbeyilikleri, Girit Serdarlığı, iki defa Sadrazamlık.
19. Mehmed Paşa (Sofu) – Defterdar Mehmed Paşa, Yeniçeri Ağalığı, Budin Beylerbeyiliği, Kastamonu mutasarrıflığı, Başdefterdarlık, 1648-1649 arasında Sadrazamlık.
20. Hasan Efendi (Nerhçi) – Rumeli Defterdarı, Kemankeş'in adamı, Başmuhasebeci, Arpa ve Tersane Emini, 1644'te Rodos'a sürülüp öldürüldü.
21. İbrahim Efendi – Anadolu Defterdarı.
22. Rıdvan Efendi – Tuna Defterdarı.
23. Hasan Efendi (Koca) – Reisülküttâb, üç defa bu görevde bulundu, müverrih.
24. Hüseyin Efendi – Ruznameci, Yeniçeri kütüğünde, Arpa ve Tersane Eminliklerinde, Başdefterdarlıkta, Turhan Sultan Kethüdalığında bulundu.
25. Salih Paşa – Başmuhasebeci, cizye muhasebecisi, Mutfak, Defter ve Tersane Emini, Kapucular Kethüdalığı, Başmirahurluk, Yeniçeri Ağalığı, 1645-1647 arasında Sadrazam iken I. İbrahim tarafından boğduruldu.
26. Hüseyin Paşa (Deli) – Kaptan-ı Derya, üç defa Kaptan Paşalık, Mısır, Bosna, Bağdad Beylerbeyilikleri, 1658'de Sadrazam olduysa da işe başlamadan mühür elinden alındı.
27. Hasan Ağa – Sipahi Ağası.
28. Hacı Ahmed Ağa – Silâhdar Bölüğü Ağası.
29. Behadır Giray Han – Kırım Hanı (1638-1642).
30. Ali Bey – Mazul beylerden.
31. Mehmed Paşa – Tameşvar Beylerbeyisi.
32. Mehmed Paşa – Şam Trablus Beylerbeyisi.
33. Keteağaç Mustafa Paşa – Kars Beylerbeyisi.
34. Sefer Paşa (Küseç) – Çıldır Beylerbeyisi.
35. Mehmed Paşa – Rakka Beylerbeyisi (Mehmed Paşa'nın oğlu).
36. Deli Bey Paşa – Maraş Beylerbeyisi.
37. Yusuf Paşa (Eski Koca) – Kefe Beylerbeyisi.
38. Hasan Paşa – Kastamonu Paşası.
39. Mehmed Paşa – Kerkük Paşası.
40. İsmail Ağa – Başkapıcıbaşı.
41. Ahmed Ağa – Kapıcıbaşı.
42. Süleyman Ağa – Kapıcıbaşı.
43. Şehbaz Ağa – Kapıcıbaşı, Kapucular Kethüdalığı, Van Beylerbeyiliği.
44. Hüseyin Ağa – Kapıcıbaşı, Baltacılıktan yetişme, musahibe Makbule Hatun'un kocası, I. İbrahim devri ileri gelenlerinden.
45. Kasım Ağa – Kapıcıbaşı.
46. Mustafa Ağa (Şemsi Paşa oğlu) – Kapıcıbaşı.
47. Müstedam Ağa – Kapıcıbaşı.
48. Halil Paşa – Mazul paşa.
49. Rıdvan Paşa – Mazul paşa.
50. Nuh Paşa – Mazul paşa.
51. Kansu Paşa – Mazul paşa.
52. Mehmed Paşa – Mazul paşa.
53. İbrahim Paşa – Mazul paşa.
54. Mirahur-ı Evvel (ismi kayıtlı değil) – Bağdat'ın fetih müjdesini İstanbul'a getirmekle görevlendirildi.
55-63. Diğerleri – Hakkında yeterli biyografik bilgi bulunamamıştır.
OKUYUCU YORUMLARI 0 yorum
Yorumunuzu Yazın
Henüz yorum yapılmamış
İlk yorumu siz yapın!