3. Osmanlı'nın Kafkasya'daki Stratejik Aklı: Çıldır Valisi Süleyman Paşa
Süleyman Paşa'nın Çıldır valiliği, Kafkasya tarihinin en kritik dönemine denk gelir. Onun faaliyetleri, Osmanlı Devleti'nin bölgeye yönelik politikalarının adeta canlı bir özeti gibidir. Paşa'nın eylemleri, birbiriyle bağlantılı üç ana strateji etrafında şekilleniyordu:
A. Devasa Bir İstihbarat Ağı ve Bölgeyi Okuma Kabiliyeti
Süleyman Paşa, Tiflis'ten Derbend'e, Dağıstan'dan İran içlerindeki Erdebil ve Tebriz'e kadar uzanan son derece etkili bir haber alma ağı kurmuştu. Bu ağ sayesinde Rusya'nın Kafkasya'daki askerî yığınaklarını, General Potemkin'in stratejilerini, İran'daki Zend-Kaçar iktidar mücadelesinin seyrini ve en önemlisi II. İrakli'nin ikircikli politikalarını anbean İstanbul'a rapor ediyordu. Paşa'nın 16 Ocak 1784 tarihli tahrîrat hülasası, bu istihbarat ağının kapsamını gözler önüne sermektedir. Raporda, Rusların Tiflis'e gönderdiği askerlerin asıl amacının "ahâlî-i İran ve hânân-ı Azerbaycan'ı te'lîf ve kelimât-ı dil-firîb ile kendülerine teba'ıyyet etdirmek" olduğu, ayrıca bahar aylarında 35.000 kişilik büyük bir Rus ordusunun daha bölgeye sevk edileceği bildiriliyordu `[BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 324-J]`.
Paşa, bu istihbaratı toplamak için ulemadan Halil Efendi gibi güvendiği adamlarını aylar süren diplomatik yolculuklara gönderiyor, İran ve Dağıstan'daki gelişmeleri yerinde tespit ettiriyordu. Onun istihbarat ağının ne kadar geniş ve derin olduğu, bizzat İstanbul'a gönderdiği raporlardan anlaşılmaktadır. Rusya'nın bölgedeki en kritik hamlesi olan Gürcistan'a iniş yolu (Ananur Geçidi) üzerindeki çalışmaları şöyle rapor etmişti:
"Zikr olunan Ananur tarîkı teng ü mazîk ve sa'bü'l-ubûr olduğundan bir iki mâhdan berü amele-i vâfire ta'yîn ve berü tarafını Tiflis ve Kartil amalesiyle ve Çerkes tarafını dahi tâ'ife-i mezbûreden Tiflis hanına mütâba'atları olanları ta'yîn ve tarîk-ı mezbûru tathîr u tevsî' u ta'mîre iştigâl üzre olmalarıyla bu esnâda tekmîl etdiklerin."
— Çıldır Valisi Süleyman Paşa'nın kâimesinden, BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 333-H
Günümüz Türkçesi ile: "Adı geçen Ananur yolu dar, sıkışık ve geçilmesi zor olduğundan bir iki aydır çok sayıda işçi görevlendirilip, bu tarafını Tiflis ve Kartil işçileriyle; Çerkes tarafını da adı geçen topluluktan Tiflis hanına bağlı olanları görevlendirip, yolu temizleme, genişletme ve tamir etme işiyle uğraşmakta olduklarından bu sırada tamamladıkları."
Paşa ayrıca, Rusların İran hanlıklarına elçiler göndererek "tarafımıza teba'ıyyet edermisiz yohsa ne cevâbınız var, teba'ıyyet etmeyenlerinizin üzerlerine gelürüz" şeklinde tehditler savurduğunu da haber alıyor, bu bilgiyi doğrulatmak için "mahsûs câsûslar" görevlendiriyordu `[BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 333-H]`.
B. Hanlıkları Osmanlı Çatısı Altında Birleştirme Diplomasisi
Süleyman Paşa'nın en büyük stratejik hedeflerinden biri, Kafkasya'daki Sünni ve Osmanlı'ya meyilli hanlıkları Rusya ve İran'a karşı tek bir cephede birleştirmekti. Bu amaçla Karabağ Hanı İbrahim Halil Han, Hoy Hanı Ahmed Han, Revan Hanı, Şeki ve Şirvan Hanları ile sürekli temas halindeydi. Onlara İstanbul'dan gönderilen kıymetli hediyeleri ulaştırıyor, kız alıp vererek akrabalıklar tesis ediyor ve en önemlisi "ulu'l-emre itaat" (Nisa Suresi 59. Ayet) prensibi çerçevesinde onları Osmanlı Halifesi'nin manevi otoritesi altında toplamaya çalışıyordu. Paşa'nın bu yöndeki çabaları, bizzat Padişah I. Abdülhamid tarafından da takip ediliyor ve destekleniyordu:
"Lezgi askeri ve Azerbaycan hanlarını taraf-ı Devlet-i Aliyye'ye celbü'l-kulûb[a] sa'y gerekdir. Paşa-yı mûmâ-ileyhlerin taraflarına her mâddenin iktizâsınca cevâbları verilmek re'yinize müfevvazdır."
— Sultan I. Abdülhamid'in Hatt-ı Hümâyûnu, BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 8488
Günümüz Türkçesi ile: "Lezgi askerini ve Azerbaycan hanlarını Devlet-i Aliyye tarafına gönüllerini kazanarak çekmeye gayret etmek gerektir. Adı geçen paşaların taraflarına her konunun gereğine göre cevaplarının verilmesi sizin görüşünüze bırakılmıştır."
Bu politikanın en somut adımlarından biri, 1784 yılında ulemadan Halil Efendi'nin gerçekleştirdiği büyük diplomatik misyondu. Halil Efendi, Süleyman Paşa'nın talimatıyla önce Hoy Hanı Ahmed Han'ı ziyaret etmişti. Hoy Hanı'ndan Paşa'ya gelen mektup, bu diplomasinin ne kadar başarılı olduğunu gösteriyordu. Ahmed Han, Ruslara karşı ortak hareket etme fikrini şu sözlerle savunuyordu:
"Rusyalu'nun levâzımât ve mühimmât ile derûn-ı Çerkes'de cem'ıyyet ve hareketi ve Ananur tarîkından Tiflis'e zuhûr niyetinde olduklarını müşârün-ileyh iş'âr etmiş olmağla bu keyfiyyet bâ'is-i taharrük-i ırk-ı gayret ü hamiyyet olduğu beyânıyla def'-i e'âdî-i dîn-i mübîn zimmet-i umûm-ı Müslimîne vâcib olup, Rum ve İran'a ihtisâsı olmadığı zâhir olmağla bu bâbda bezl-i mechûd olunup hakk-ı mücâhede ve ictihâd icrâ oluna."
— Hoy Hanı Ahmed Han'dan Çıldır Valisi Süleyman Paşa'ya mektup, BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 333-H
Günümüz Türkçesi ile: "Rusya'nın gerekli malzeme ve mühimmat ile Çerkes bölgesinde toplanıp harekete geçtiğini ve Ananur yolu üzerinden Tiflis'e çıkma niyetinde olduklarını tarafınıza bildirmiş olduğundan; bu durum gayret ve hamiyet damarının harekete geçmesine sebep olduğu belirtilerek, din-i mübin düşmanlarının defedilmesi bütün Müslümanların zimmetine vacip olup, bunun Rum ve İran'a özgü olmadığı açık olduğundan bu konuda elden gelen gayret gösterilip, cihad ve ictihad hakkı yerine getirilmelidir."
Halil Efendi buradan Karabağ Hanı İbrahim Halil Han'ın yanına, Şuşa Kalesi'ne geçmişti. Beş gün süren görüşmelerde İbrahim Halil Han, "ulu'l-emre itaat" ederek Osmanlı saflarında yer alacağını taahhüt etmiş ve diğer hanları ikna etmek üzere kendi adamı Molla Mehemmed Efendi'yi Halil Efendi'nin yanına katmıştı. Heyet daha sonra Şeki, Şirvan, Şamahı ve nihayet Derbend'e kadar uzanan bir güzergâhta görüşmeler yapmıştı. Bu diplomatik misyon, Süleyman Paşa'nın bölgedeki nüfuzunun ve Osmanlı'nın hâlâ ne kadar etkili bir güç olduğunun çarpıcı bir göstergesiydi.
C. Askerî Tahkimat ve Lezgi Kartını Oynama
Süleyman Paşa, diplomatik girişimlerinin yanı sıra, bölgedeki Osmanlı askerî varlığını güçlendirmek için de aralıksız çalışıyordu. Ahısha, Azgur, Hartos ve Ahılkelek kalelerini sürekli tamir ve tahkim ettiriyor; İstanbul'dan defalarca top, cephane ve zahire talep ediyordu. 16 Ocak 1784 tarihli raporunda bu durumu açıkça ifade ediyordu:
"Bundan akdem Ahsha ve Azgor ve Hartos ve Ahilkelek kal'alarnın ta'mîrlerine dâir ve ma'lûmü'l-mikdâr barut ve kurşun ve encâs-ı mühimmât-ı sâ'ire Der'aliyye'den sefîneye vaz' u tesbîl ve marangoz ve makaracı ve dökmecî ameleleri tesyîr olunduğuna mütedâ'ir ve bu husûslarda iktizâ eden tenbhâhtu mutazammın çend kıt'a evâmir-i aliyye ve tahrîrât-ı sâmiye vâsıl olmağla muktezâları üzre harekete bezl-i makderet edeceğin."
— Çıldır Valisi Süleyman Paşa'nın tahrîrâtından, BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 324-J
Günümüz Türkçesi ile: "Daha önce Ahıska, Azgur, Hartos ve Ahılkelek kalelerinin tamirlerine dair ve belirli miktarda barut, kurşun ve diğer mühimmat çeşitlerinin İstanbul'dan gemiye yüklenip yola çıkarıldığına ve marangoz, makaracı ve dökümcü işçilerinin gönderildiğine ilişkin; ve bu hususlarda yapılması gereken uyarıları içeren birkaç adet yüce emir ve yüksek yazı ulaşmış olmakla, gereğine göre hareket etmek için bütün gücünü harcayacağını."
Bu talepleri karşılamak için Çıldır Eyaleti'nin kaynakları yetmediğinde, Erzurum ve Trabzon gümrüklerinden büyük borçlar alıyor, hatta savaş zamanı vergisi olan "imdad-ı seferiyye"yi barış zamanında da toplamak için Babıali'den özel izinler koparıyordu. Sadece Ahıska ve çevresindeki kalelerin tamiri için 75.000 kuruş gibi muazzam bir meblağa ihtiyaç duyulduğunu İstanbul'a bildirmiş ve bu paranın bir an evvel gönderilmesini talep etmişti.
Onun en etkili askerî kozlarından biri ise binlerce Lezgi ve Dağıstanlı paralı askerdi. Bu savaşçıları Gürcistan ve İran sınırına yığarak, hem II. İrakli hem de İran üzerinde sürekli bir baskı oluşturuyordu. Paşa'nın raporları, Lezgilerin Çıldır'a akın akın geldiklerini ve Paşa'nın onları nasıl yönettiğini detaylıca anlatmaktadır:
"Tiflis Hanı İrakli Han'ın Moskovlu'ya mütâba'atı ve gelecek tarîkı tathîrinde anlara olan mümâşât ü mu'âveneti Lezgi tâ'ifesinin mesmû'ları ve gelecekleri dahi meczûmları olup kurb ü civâriyyet ve İslâm gayreti ve mukaddemâ ol câniblere tasallut-ı a'dâ vukû'unda kendülere hazîne irsâliyle külliyetlü ihsân olunmuş olduğundan çâşni-i inâyet ü ihsân dimâğ-ı hâllerinde cây-gîr olmak hasebiyle niyyet-i i'ânet ile birbirlerine haber vererek müşârün-ileyh tarafına tevârüde başladıklarından kimine birer mikdâr akçe ve kimine metâ' verilerek ircâ'ları kaydına düşülüp ancak müfîd olmayup cevâb-ı bârid ile müdâfa'a olunsalar şâyed anlar da rû-gerdân olup vilâyete bir hasârât irsâl ederler mülâhazasıyla yevmen-fe-yevmen gelenler nezd-i müşârün-ileyhde tevkîf olunarak ve bâliğan-mâ-belağ ta'yînât ve kisve-bahâ ve harçlıkları verilerek el-hâletü hâzihî nezd-i müşârün-ileyhde külliyetlü Lezgi tâ'ifesi ikâmet üzre olmağla ne vechile emr ü fermân buyurulur ise müşârün-ileyhe tahrîr ve işâret buyurulmasın."
— Çıldır Valisi Süleyman Paşa'nın kâimesinden, BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 333-H
Günümüz Türkçesi ile: "Tiflis Hanı İrakli Han'ın Moskova'ya bağlılığı ve gelecek yolu temizlemede onlara gösterdiği kolaylık ve yardım, Lezgi topluluğunun duyduğu ve geleceklerini de kesin olarak bildikleri bir şeydi. Yakın komşuluk, İslam gayreti ve daha önce o taraflara düşman musallat olduğunda kendilerine hazine gönderilerek çokça ihsanda bulunulmuş olduğundan, bu iyilik ve ihsanın tadı zihinlerinde yer etmiş olması sebebiyle yardım etme niyetiyle birbirlerine haber vererek adı geçen Paşa tarafına gelmeye başlamışlardır. Kimisine bir miktar para, kimisine mal verilerek geri gönderilmelerine çalışılmış, ancak fayda etmemiştir. Soğuk bir cevapla savuşturulsalar, onların da yüz çevirip memlekete bir zarar vermeleri ihtimali düşüncesiyle günden güne gelenler adı geçen Paşa'nın yanında alıkonularak ve bol bol yiyecek, giyecek parası ve harçlıkları verilerek, şu anda adı geçenin yanında çok sayıda Lezgi topluluğu bulunmaktadır. Nasıl emir ve ferman buyurulursa, adı geçene yazılıp bildirilmesi."
Ancak bu politikanın ağır bir maliyeti vardı. Lezgiler, zaman zaman sayıları 10.000'i bulan kuvvetlerle Tiflis topraklarına akınlar düzenliyordu. Onların iaşe ve bahşişleri için harcanan paralar, zaman zaman bölge halkını perişan ediyor ve Süleyman Paşa'ya yönelik muhalefeti körüklüyordu. Öyle ki, 1785'te Umm Han komutasındaki Lezgiler kışı Çıldır'da geçirmek istediklerinde, Süleyman Paşa iaşe yetersizliğini gerekçe göstererek onları geri göndermek zorunda kalmıştı. Yine de Paşa, kendi ifadesiyle, bu savaşçıları reddetmenin çok daha büyük bir tehlike olduğunun farkındaydı: "şâyed anlar da rû-gerdân olup vilâyete bir hasârât irsâl ederler."
«Süleyman Paşa'nın, Tiflis Hanı Ereklı Han ile olan mücadelesi, esasında Osmanlı Devleti'nin bölgedeki varlığını koruma savaşıydı. O, Ereklı Han'ı ne tamamen karşısına alabiliyor ne de ona tam anlamıyla güvenebiliyordu. Bu karmaşık ilişki, Paşa'nın diplomatik dehasının en somut göstergesiydi.»
— Ünsal, s. 275
OKUYUCU YORUMLARI 3 yorum
Yorumunuzu Yazın
incelerseniz benim makalelerim dışında hem kaynakçalarda kullandığım makaleler hem de kullanmadığım makaleler ve kitaplar da var sistemde ama kısmen kamuya açık.