Büyük Oyun: Kafkasya'da İmparatorlukların Gölgesinde Bir Krallık Georgiyevsk Antlaşması'ndan Ağa Muhammed Han'ın Tiflis Seferi'ne — Osmanlı-Rus-İran Rekabeti ve Çıldır Valisi Süleyman Paşa'nın Stratejik Rolü (1771-1795)

Özet

Bu çalışma, 18. yüzyılın son çeyreğinde, Kafkasya'yı bir satranç tahtası gibi kullanan üç büyük imparatorluğun –Osmanlı, Rusya ve İran– gölgesinde kalan küçük bir krallığın, Gürcistan'ın, verdiği trajik varoluş mücadelesini konu almaktadır. Anlatının merkezinde, Kartli-Kaheti Kralı II. İrakli'nin, ülkesini bu yıkıcı rekabetten kurtarmak için aldığı en stratejik ve en ölümcül karar olan Rus himayesine girme süreci ve bunun sonucunda imzalanan Georgiyevsk Antlaşması (1783) yer almaktadır.

Çalışmamız, bugüne kadar ihmal edilmiş, ancak olayların gidişatını perde arkasından yöneten en kritik aktörlerden birini sahnenin tam ortasına yerleştirir: Osmanlı Devleti ve onun bölgedeki dirayetli temsilcisi Çıldır Valisi Süleyman Paşa. 5 Ocak 1771'den 1 Mart 1791'deki ölümüne kadar tam 20 yıl 2 ay boyunca bu kritik eyaleti yöneten Süleyman Paşa; devasa bir istihbarat ağı kurmuş, Dağıstan ve Azerbaycan hanlarını Rusya ve İran'a karşı birleştirmek için olağanüstü bir diplomasi yürütmüş, Gürcü Kralı II. İrakli'yi İran'a karşı bir tampon olarak kullanırken aynı zamanda onun Rusya ile yakınlaşmasını engellemeye çalışmıştır. Onun bu amansız mücadelesi, II. İrakli'yi Rusya'nın kucağına iten en önemli dış etkenlerden biri olmuştur.

Osmanlı arşiv belgeleri, Süleyman Paşa'nın faaliyetlerinin ayrıntılarını günümüze taşımaktadır. Paşa'nın İstanbul'a gönderdiği raporlar, Rusya'nın Ananur Geçidi üzerinden Gürcistan'a sızma girişimlerini, Tiflis Hanı II. İrakli'nin ikircikli diplomasisini, Azerbaycan hanlarıyla yürütülen ittifak görüşmelerini ve Lezgi savaşçıların sevk ve idaresini en ince detayına kadar kaydetmektedir.

İran'da ise Kaçar Hanedanı'nın kurucusu Ağa Muhammed Han, bu himaye girişimini, yüzyıllardır İran'a tabi olan bir toprağın affedilmez bir ihaneti olarak görmüştür. Karabağ Hanı İbrahim Halil Han'ın Osmanlı Sadrazamı'na gönderdiği mektupta ifade ettiği gibi, Kızılbaş hükümdarı "Irak memleketinin ve Fars beldelerinin bir kısmını ele geçirmiş, şimdiki düşüncesi ise Azerbaycan, İrvan ve Gürcistan üzerine gitmek" idi `[BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 6748-E]`. 1795 yazında, Süleyman Paşa'nın ölümünden dört yıl sonra, 60.000 kişilik devasa ordusuyla Gürcistan'a yürümüş ve Rusya'dan beklediği yardımı alamayan Kral II. İrakli'yi Kırtsanisi Savaşı'nda ezici bir yenilgiye uğratmıştır. Bu savaşın ardından Tiflis, tarihinin en büyük yıkımını yaşamış; şehir yakılıp yıkılmış, halkı kılıçtan geçirilmiş ve 15.000'den fazla kişi esir alınmıştır. Bu felaket, Süleyman Paşa'nın yıllarca korumaya çalıştığı düzenin çöküşü olmuş; Osmanlı'nın bölgedeki etkisini zayıflatmış ve nihayetinde Gürcistan'ı savunmasız bırakarak Rusya'nın 1801'de kolayca ilhak etmesinin önünü açmıştır.

1. Giriş: Büyük Oyunun Eşiğinde Kafkasya

1774 yılı, Kafkasya tarihinde bir dönüm noktasıdır. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı'nı sona erdiren Küçük Kaynarca Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin Karadeniz ve Kafkasya üzerindeki asırlık hâkimiyetini temelinden sarsan bir belge olmuştur. Bu antlaşma ile Rusya, Karadeniz'in kuzey sahillerinde ve Kuban Nehri havzasında etkinliğini arttırmış, Kabartay topraklarını nüfuz alanına katmış ve en önemlisi Kırım Hanlığı'nın bağımsızlığını (Madde 3) Osmanlı'ya zorla kabul ettirerek bölgedeki en büyük Müslüman müttefikini kaybetmesine neden olmuştu. Buna karşılık, antlaşmanın 23. maddesi uyarınca Rusya'nın Gürcistan ve Megrel havalisinde işgal ettiği Bağdadcık, Kutais ve Şeherban kalelerinin eski sahipleri olan Osmanlı'ya iadesi öngörülmüştü. Bu madde, kısa vadede Osmanlı lehine gibi görünse de uzun vadede Gürcistan için tam bir yıkımın başlangıcı olmuştur.

Bu antlaşmanın yarattığı yeni statüko, Kartli-Kaheti Kralı II. İrakli'yi iki ateş arasında bırakmıştı: Bir yanda, Küçük Kaynarca'nın getirdiği belirsizlik ve Osmanlı'nın yeniden güçlenme ihtimali; diğer yanda ise Nadir Şah'ın 1747'deki ölümünden sonra kaosa sürüklenen İran'ın Gürcistan üzerindeki geleneksel emelleri. II. İrakli, birleşik Gürcistan Krallığı idealini gerçekleştirmek için bu kıskacı kırmak zorundaydı. Çıldır Valisi Süleyman Paşa'nın İstanbul'a gönderdiği raporlar, bu sıkışmışlığı net bir şekilde belgelemekteydi. Paşa'nın 4 Ekim 1738 tarihli kapsamlı kâimesi, Tiflis Hanı İrakli Han'ın ve Açıkbaş Hanı Sülüman'ın "Rusya tâ'ifesine meyl ü mütâba'atları harekât ü etvâr ve tahrîrât ü akvâllerinden zâhir ü müstebân olduğu"nu İstanbul'a bildiriyordu `[BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 333-H]`.

"Bundan akdem Çerkes ve Mezdek derûnlarında olan Rusya tâ'ifesinin Ananur ta'bîr olunan tarîk ile Tiflis tarafına vürûd edecekleri ve Tiflis Hanı İrakli Han'ın ve Açıkbaş Hanı Sülüman Han'ın tâ'ife-i mezbûreye meyl ü mütâba'atları harekât ü etvâr ve tahrîrât ü akvâllerinden zâhir ü müstebân olduğu arz u beyân olunmuş olduğu."
— Çıldır Valisi Süleyman Paşa'nın kâimesinden, BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 333-H

Günümüz Türkçesi ile: "Daha önce, Çerkes ve Mezdek bölgelerinde bulunan Rusya topluluğunun Ananur denilen yol ile Tiflis tarafına ulaşacakları ve Tiflis Hanı İrakli Han ile Açıkbaş Hanı Süleyman Han'ın adı geçen topluluğa meyil ve bağlılıkları; hareketleri, davranışları, yazışmaları ve sözlerinden açıkça anlaşılmış olduğu arz ve beyan olunmuştu."

Bu arayış, Kral II. İrakli'yi önce Osmanlı'ya yakınlaştırmış, 1776'da Mirza Görgüni'yi İstanbul'a göndererek Sultan I. Abdülhamid'e bağlılığını bildirmişti. Sultan I. Abdülhamid, İrakli'nin gösterişten ibaret olan bu talebi karşısında patlak veren Osmanlı-İran Savaşı nedeniyle olumlu bir yaklaşım sergilemiş, ancak Gürcü kralının asıl niyetinin Ruslarla birleşmek olduğunu öğrenince Kafkaslardaki Rus faaliyetleri hakkında bir hatt-ı hümâyûn yayınlayarak temkinli olunmasını istemiştir.

Padişahın bu temkinli yaklaşımı, Süleyman Paşa'nın raporlarıyla tamamen örtüşmekteydi. Nitekim padişahın bizzat kaleme aldığı bir hatt-ı hümâyûn, Paşa'nın yürüttüğü stratejiyi kesin bir dille onaylamaktaydı:

"Benim vezîrim, Battal Paşa tarafından ve Süleyman Paşa tarafından bu def'a vârid olan tahrîrât ve hulâsaları ma'lûm-ı hümâyûnumdur. Tiflis hanı dedikleri melâ'în cevâbına kat'an i'tibâr câiz değildir. Lâkin zâhiren musâlaha söyleşmek mahzûru olmadıkda mükâleme olunsun. Lezgi askeri ve Azerbaycan hanlarını taraf-ı Devlet-i Aliyye'ye celbü'l-kulûb[a] sa'y gerekdir."
— Sultan I. Abdülhamid'in Hatt-ı Hümâyûnu, BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 8488

Günümüz Türkçesi ile: "Benim vezirim, Battal Paşa ve Süleyman Paşa tarafından bu defa gelen yazılar ve özetleri tarafımdan bilinmiştir. Tiflis hanı dedikleri mel'unun cevabına asla itibar edilemez. Ancak görünüşte barış görüşmesi yapmanın sakıncası olmadığından müzakereler sürdürülsün. Lezgi askerini ve Azerbaycan hanlarını Devlet-i Aliyye tarafına çekmeye gayret etmek gerektir."

Bu ikircikli politikayı yakından takip eden ve yönlendiren isim ise, 1771'den beri Çıldır Eyaleti'nde valilik yapan ve bölgeyi avucunun içi gibi bilen Vezir Süleyman Paşa'ydı. Onun valiliği döneminde Çıldır Eyaleti, sadece bir Osmanlı idari birimi değil, aynı zamanda Kafkasya'daki tüm siyasi ve askerî gelişmelerin yönetildiği bir karargâh haline gelmişti.

2. Himaye Öncesi Gürcistan: Parçalanmış Krallık ve Gölgesindeki Osmanlı

Gürcistan, Rus himayesine girmeden hemen önce derin bir siyasi parçalanmışlık ve yoğun bir dış baskı altındaydı. 1446'dan sonra parçalanan birleşik krallığın mirası üzerinde, Kartli, Kaheti ve İmereti krallıkları ile Megrel, Guria ve Abhazya prenslikleri birbirleriyle sürekli bir mücadele halindeydi. 1555 Amasya ve 1639 Kasr-ı Şirin antlaşmalarıyla Doğu Gürcistan (Kartli-Kaheti) İran'ın, Batı Gürcistan ise Osmanlı'nın etki alanına girmişti. II. İrakli'nin 1762'de Kartli ve Kaheti'yi birleştirmesi, bu parçalanmışlığa bir son verme ve Gürcistan'ı yeniden güçlü bir krallık haline getirme hayalinin ilk adımıydı.

Ancak kralın önünde ciddi iç engeller de vardı. Gürcü aristokrasisinin belkemiğini oluşturan tavadi (feodal prens) sistemi, merkezî otoriteye karşı sürekli bir muhalefet kaynağıydı. Eski Kral Bakar'ın oğlu Aleksander gibi Bagration hanedanının diğer mensupları, taht üzerinde hak iddia ediyor ve Dağıstan'daki Müslüman liderlerden destek alıyordu. 1781 yılında bu kez Osmanlıların desteğini alan Aleksander, Kartli-Kaheti Krallığını işgal etmek için bir girişimde bulunmuştu. Ayrıca Lezgilerin sürekli akınları ve 1779'da Revan Hanı'nın ödemesi gereken yıllık vergiyi göndermeyi reddetmesi, II. İrakli'yi askerî ve malî açıdan sürekli zor durumda bırakıyordu. Süleyman Paşa'nın istihbarat raporları, bu karmaşık siyasi ortamın en güvenilir tanıklarındandı. Paşa, Tiflis Hanı İrakli Han ile Açıkbaş Hanı Sülüman arasındaki ilişkileri dahi anbean takip ediyor ve raporluyordu:

"Açıkbaş Hanı Sülüman fî'l-asl Rusyalu'ya tâbi' olmak hasebiyle Tiflis Hanı İrakli Han'ın Rusyalu'ya meyl ü mütâba'at eylemesi husûsunda ihtimâm ve ba'zı mevâ'id-i adîde ile mütâba'at eylemek hâlâtını Rusyalu'ya tergîb eylediğine binâ'en Rusyalu dahi envâ'-ı mevâ'id-i kâzibe ile kendüsünü iğfâl edüp meyl ü mütâba'at ve Tiflis'e gelecek tarîklarının ta'mîr ü tevsî'ine teşmîr-i bâzû-yı miknet birle yolların ta'mîr ü tekmîliyle Rusyalu peyderpey Tiflis'e âmed-şüd üzre olduklarını müşâhede ile Rusyalu'nun hareketlerinden ahâlî-i Tiflis mütelevvin olduklarında zâhiren hân-ı mersûma nedâmet geldiği ve Tiflis ahâlîsini sûretâ te'lîf zımnında Rusyalu'yu müdâfa'a kaydında olduğu vürûd eden câsûsların takrîrlerinden müşârûn-ileyhin ma'lûmu olmakdan nâşî keyfiyyeti bundan akdem arz u takdîm etmekle mukaddem ve mu'ahhar irsâl eylediği tahrîrâtın tevfîkı mümkün olmadığı bu cihetden idüğin."
— Çıldır Valisi Süleyman Paşa'nın tahrîrâtından, BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 324-J

Günümüz Türkçesi ile: "Açıkbaş Hanı Süleyman, aslında Rusya'ya bağlı olduğundan, Tiflis Hanı İrakli Han'ın Rusya'ya meyletmesi ve bağlanması hususunda çaba göstermiş ve çeşitli vaatlerle bağlanma durumunu Rusya'ya teşvik ettiğinden; Rusya da türlü yalan vaatlerle kendisini kandırıp meyil ve bağlılık sağlamış, Tiflis'e gelecek yolların tamir ve genişletilmesine bütün gücüyle girişip yolları tamamlamakla Ruslar peyderpey Tiflis'e gelip gitmeye başlamıştır. Rusya'nın hareketlerinden Tiflis halkı rahatsız olduğunda, adı geçen han görünüşte pişmanlık duymuş ve Tiflis halkını görünüşte teskin etmek amacıyla Rusya'yı savunma durumunda olduğu, gelen casusların anlattıklarından adı geçen Paşa tarafından bilindiğinden, durumu daha önce arz etmiş olmakla, önceki ve sonraki gönderdiği yazıları birbiriyle uzlaştırmanın mümkün olmadığı bu sebepten ileri gelmektedir."

Bu dönemde Osmanlı Devleti, 1768-1774 savaşının ağır yaralarını sarmakla meşguldü. Ancak bu, Osmanlı'nın Kafkasya'yı ihmal ettiği anlamına gelmiyordu. Tam tersine, 1578 yılında kurulan ve stratejik önemi haiz Çıldır Eyaleti, İstanbul'un bölgedeki en önemli ileri karakoluydu. Eyalet; Acara, Livane, Oltu, Ardahan, Ahıska, Posof gibi stratejik sancakları kapsıyor ve doğrudan Gürcistan ile İran'ın nüfuz alanlarına komşu bulunuyordu. Eyaletin başında ise, Kıpçak Atabekleri soyundan gelen, bölgeyi ve tüm aktörlerini çok iyi tanıyan Vezir Süleyman Paşa bulunuyordu. 5 Ocak 1771'de Çıldır Valiliği'ne atanan Süleyman Paşa, tam 20 yıl 2 ay boyunca bu görevde kalarak Osmanlı taşra teşkilatında bir istikrar abidesi haline gelmiştir. Onun bu uzun iktidarı, bölgedeki son derece hassas dengeleri yönetme konusundaki eşsiz yeteneğinin ve İstanbul nezdindeki güvenilirliğinin bir kanıtıdır.

Bu güvenilirliğin temelinde, Paşa'nın bölgeden topladığı istihbaratın kalitesi yatmaktaydı. Sadece Rusya'nın ve Gürcistan'ın değil, İran'daki iktidar boşluğundan yararlanmaya çalışan her türlü oluşumun da yakın takipçisiydi. Kuba Hanı Feth Ali Han'dan gelen bir mektup, Horasan'da Safevî sülalesinden olduğunu iddia eden bir şehzadenin ortaya çıktığını bildiriyordu:

"Bu eyyâmda Şâh Tahmasb-ı Safevî evlâdından intizâm-ı umûr-ı İran ve ta'mîr-i ahvâl-i sitem-dîdegân-ı cihân içün mahfûz-ı ilâhî olan Abbas Mirzâ, Horasan'dan zuhûr ve serhaddâtı, talî'a-i kudûmüyle pür-nûr edüp ibtidâ-yı mevsimde te'yîd-i Sübhânî ile râyât-ı nusret-âyâtı savb-ı Azerbaycan'a atf edeceğin hân-ı mûmâ-ileyh zikr olunan kâğıdında tahrîr eder."
— Kuba Hanı Feth Ali Han'dan Çıldır Valisi Süleyman Paşa'ya mektup, BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 333-H

Günümüz Türkçesi ile: "Bu günlerde Şah Tahmasb-ı Safevi evlatlarından, İran'ın işlerini düzene koymak ve dünyanın zulüm görmüşlerinin durumunu iyileştirmek için Allah tarafından saklanmış olan Abbas Mirza, Horasan'dan ortaya çıkmış ve sınır boylarını gelişinin müjdesiyle aydınlatmış olup; mevsim başında Allah'ın yardımıyla zafer alametli sancaklarını Azerbaycan tarafına yönelteceğini adı geçen han söz konusu yazısında ifade etmektedir."

Ancak Süleyman Paşa bu iddiayı hemen kabul etmemiş, meseleyi araştırmak üzere Hoy Hanı Ahmed Han'a ve Karabağ Hanı İbrahim Han'a adamlar göndermişti. Karabağ Hanı'ndan gelen cevap, söz konusu şahsın gerçek bir Safevî şehzadesi olmadığını, "ahâlî-i İran'dan yanında kimesne olmayup mücerred kendü hâliyle mukayyed dolandığı"nı ortaya koymuştu `[BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 324-J]`. Bu dikkatli ve teyitçi yaklaşım, Süleyman Paşa'nın istihbarat yönetimindeki profesyonelliğinin bir göstergesiydi.

3. Osmanlı'nın Kafkasya'daki Stratejik Aklı: Çıldır Valisi Süleyman Paşa

Süleyman Paşa'nın Çıldır valiliği, Kafkasya tarihinin en kritik dönemine denk gelir. Onun faaliyetleri, Osmanlı Devleti'nin bölgeye yönelik politikalarının adeta canlı bir özeti gibidir. Paşa'nın eylemleri, birbiriyle bağlantılı üç ana strateji etrafında şekilleniyordu:

A. Devasa Bir İstihbarat Ağı ve Bölgeyi Okuma Kabiliyeti

Süleyman Paşa, Tiflis'ten Derbend'e, Dağıstan'dan İran içlerindeki Erdebil ve Tebriz'e kadar uzanan son derece etkili bir haber alma ağı kurmuştu. Bu ağ sayesinde Rusya'nın Kafkasya'daki askerî yığınaklarını, General Potemkin'in stratejilerini, İran'daki Zend-Kaçar iktidar mücadelesinin seyrini ve en önemlisi II. İrakli'nin ikircikli politikalarını anbean İstanbul'a rapor ediyordu. Paşa'nın 16 Ocak 1784 tarihli tahrîrat hülasası, bu istihbarat ağının kapsamını gözler önüne sermektedir. Raporda, Rusların Tiflis'e gönderdiği askerlerin asıl amacının "ahâlî-i İran ve hânân-ı Azerbaycan'ı te'lîf ve kelimât-ı dil-firîb ile kendülerine teba'ıyyet etdirmek" olduğu, ayrıca bahar aylarında 35.000 kişilik büyük bir Rus ordusunun daha bölgeye sevk edileceği bildiriliyordu `[BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 324-J]`.

Paşa, bu istihbaratı toplamak için ulemadan Halil Efendi gibi güvendiği adamlarını aylar süren diplomatik yolculuklara gönderiyor, İran ve Dağıstan'daki gelişmeleri yerinde tespit ettiriyordu. Onun istihbarat ağının ne kadar geniş ve derin olduğu, bizzat İstanbul'a gönderdiği raporlardan anlaşılmaktadır. Rusya'nın bölgedeki en kritik hamlesi olan Gürcistan'a iniş yolu (Ananur Geçidi) üzerindeki çalışmaları şöyle rapor etmişti:

"Zikr olunan Ananur tarîkı teng ü mazîk ve sa'bü'l-ubûr olduğundan bir iki mâhdan berü amele-i vâfire ta'yîn ve berü tarafını Tiflis ve Kartil amalesiyle ve Çerkes tarafını dahi tâ'ife-i mezbûreden Tiflis hanına mütâba'atları olanları ta'yîn ve tarîk-ı mezbûru tathîr u tevsî' u ta'mîre iştigâl üzre olmalarıyla bu esnâda tekmîl etdiklerin."
— Çıldır Valisi Süleyman Paşa'nın kâimesinden, BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 333-H

Günümüz Türkçesi ile: "Adı geçen Ananur yolu dar, sıkışık ve geçilmesi zor olduğundan bir iki aydır çok sayıda işçi görevlendirilip, bu tarafını Tiflis ve Kartil işçileriyle; Çerkes tarafını da adı geçen topluluktan Tiflis hanına bağlı olanları görevlendirip, yolu temizleme, genişletme ve tamir etme işiyle uğraşmakta olduklarından bu sırada tamamladıkları."

Paşa ayrıca, Rusların İran hanlıklarına elçiler göndererek "tarafımıza teba'ıyyet edermisiz yohsa ne cevâbınız var, teba'ıyyet etmeyenlerinizin üzerlerine gelürüz" şeklinde tehditler savurduğunu da haber alıyor, bu bilgiyi doğrulatmak için "mahsûs câsûslar" görevlendiriyordu `[BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 333-H]`.

B. Hanlıkları Osmanlı Çatısı Altında Birleştirme Diplomasisi

Süleyman Paşa'nın en büyük stratejik hedeflerinden biri, Kafkasya'daki Sünni ve Osmanlı'ya meyilli hanlıkları Rusya ve İran'a karşı tek bir cephede birleştirmekti. Bu amaçla Karabağ Hanı İbrahim Halil Han, Hoy Hanı Ahmed Han, Revan Hanı, Şeki ve Şirvan Hanları ile sürekli temas halindeydi. Onlara İstanbul'dan gönderilen kıymetli hediyeleri ulaştırıyor, kız alıp vererek akrabalıklar tesis ediyor ve en önemlisi "ulu'l-emre itaat" (Nisa Suresi 59. Ayet) prensibi çerçevesinde onları Osmanlı Halifesi'nin manevi otoritesi altında toplamaya çalışıyordu. Paşa'nın bu yöndeki çabaları, bizzat Padişah I. Abdülhamid tarafından da takip ediliyor ve destekleniyordu:

"Lezgi askeri ve Azerbaycan hanlarını taraf-ı Devlet-i Aliyye'ye celbü'l-kulûb[a] sa'y gerekdir. Paşa-yı mûmâ-ileyhlerin taraflarına her mâddenin iktizâsınca cevâbları verilmek re'yinize müfevvazdır."
— Sultan I. Abdülhamid'in Hatt-ı Hümâyûnu, BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 8488

Günümüz Türkçesi ile: "Lezgi askerini ve Azerbaycan hanlarını Devlet-i Aliyye tarafına gönüllerini kazanarak çekmeye gayret etmek gerektir. Adı geçen paşaların taraflarına her konunun gereğine göre cevaplarının verilmesi sizin görüşünüze bırakılmıştır."

Bu politikanın en somut adımlarından biri, 1784 yılında ulemadan Halil Efendi'nin gerçekleştirdiği büyük diplomatik misyondu. Halil Efendi, Süleyman Paşa'nın talimatıyla önce Hoy Hanı Ahmed Han'ı ziyaret etmişti. Hoy Hanı'ndan Paşa'ya gelen mektup, bu diplomasinin ne kadar başarılı olduğunu gösteriyordu. Ahmed Han, Ruslara karşı ortak hareket etme fikrini şu sözlerle savunuyordu:

"Rusyalu'nun levâzımât ve mühimmât ile derûn-ı Çerkes'de cem'ıyyet ve hareketi ve Ananur tarîkından Tiflis'e zuhûr niyetinde olduklarını müşârün-ileyh iş'âr etmiş olmağla bu keyfiyyet bâ'is-i taharrük-i ırk-ı gayret ü hamiyyet olduğu beyânıyla def'-i e'âdî-i dîn-i mübîn zimmet-i umûm-ı Müslimîne vâcib olup, Rum ve İran'a ihtisâsı olmadığı zâhir olmağla bu bâbda bezl-i mechûd olunup hakk-ı mücâhede ve ictihâd icrâ oluna."
— Hoy Hanı Ahmed Han'dan Çıldır Valisi Süleyman Paşa'ya mektup, BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 333-H

Günümüz Türkçesi ile: "Rusya'nın gerekli malzeme ve mühimmat ile Çerkes bölgesinde toplanıp harekete geçtiğini ve Ananur yolu üzerinden Tiflis'e çıkma niyetinde olduklarını tarafınıza bildirmiş olduğundan; bu durum gayret ve hamiyet damarının harekete geçmesine sebep olduğu belirtilerek, din-i mübin düşmanlarının defedilmesi bütün Müslümanların zimmetine vacip olup, bunun Rum ve İran'a özgü olmadığı açık olduğundan bu konuda elden gelen gayret gösterilip, cihad ve ictihad hakkı yerine getirilmelidir."

Halil Efendi buradan Karabağ Hanı İbrahim Halil Han'ın yanına, Şuşa Kalesi'ne geçmişti. Beş gün süren görüşmelerde İbrahim Halil Han, "ulu'l-emre itaat" ederek Osmanlı saflarında yer alacağını taahhüt etmiş ve diğer hanları ikna etmek üzere kendi adamı Molla Mehemmed Efendi'yi Halil Efendi'nin yanına katmıştı. Heyet daha sonra Şeki, Şirvan, Şamahı ve nihayet Derbend'e kadar uzanan bir güzergâhta görüşmeler yapmıştı. Bu diplomatik misyon, Süleyman Paşa'nın bölgedeki nüfuzunun ve Osmanlı'nın hâlâ ne kadar etkili bir güç olduğunun çarpıcı bir göstergesiydi.

C. Askerî Tahkimat ve Lezgi Kartını Oynama

Süleyman Paşa, diplomatik girişimlerinin yanı sıra, bölgedeki Osmanlı askerî varlığını güçlendirmek için de aralıksız çalışıyordu. Ahısha, Azgur, Hartos ve Ahılkelek kalelerini sürekli tamir ve tahkim ettiriyor; İstanbul'dan defalarca top, cephane ve zahire talep ediyordu. 16 Ocak 1784 tarihli raporunda bu durumu açıkça ifade ediyordu:

"Bundan akdem Ahsha ve Azgor ve Hartos ve Ahilkelek kal'alarnın ta'mîrlerine dâir ve ma'lûmü'l-mikdâr barut ve kurşun ve encâs-ı mühimmât-ı sâ'ire Der'aliyye'den sefîneye vaz' u tesbîl ve marangoz ve makaracı ve dökmecî ameleleri tesyîr olunduğuna mütedâ'ir ve bu husûslarda iktizâ eden tenbhâhtu mutazammın çend kıt'a evâmir-i aliyye ve tahrîrât-ı sâmiye vâsıl olmağla muktezâları üzre harekete bezl-i makderet edeceğin."
— Çıldır Valisi Süleyman Paşa'nın tahrîrâtından, BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 324-J

Günümüz Türkçesi ile: "Daha önce Ahıska, Azgur, Hartos ve Ahılkelek kalelerinin tamirlerine dair ve belirli miktarda barut, kurşun ve diğer mühimmat çeşitlerinin İstanbul'dan gemiye yüklenip yola çıkarıldığına ve marangoz, makaracı ve dökümcü işçilerinin gönderildiğine ilişkin; ve bu hususlarda yapılması gereken uyarıları içeren birkaç adet yüce emir ve yüksek yazı ulaşmış olmakla, gereğine göre hareket etmek için bütün gücünü harcayacağını."

Bu talepleri karşılamak için Çıldır Eyaleti'nin kaynakları yetmediğinde, Erzurum ve Trabzon gümrüklerinden büyük borçlar alıyor, hatta savaş zamanı vergisi olan "imdad-ı seferiyye"yi barış zamanında da toplamak için Babıali'den özel izinler koparıyordu. Sadece Ahıska ve çevresindeki kalelerin tamiri için 75.000 kuruş gibi muazzam bir meblağa ihtiyaç duyulduğunu İstanbul'a bildirmiş ve bu paranın bir an evvel gönderilmesini talep etmişti.

Onun en etkili askerî kozlarından biri ise binlerce Lezgi ve Dağıstanlı paralı askerdi. Bu savaşçıları Gürcistan ve İran sınırına yığarak, hem II. İrakli hem de İran üzerinde sürekli bir baskı oluşturuyordu. Paşa'nın raporları, Lezgilerin Çıldır'a akın akın geldiklerini ve Paşa'nın onları nasıl yönettiğini detaylıca anlatmaktadır:

"Tiflis Hanı İrakli Han'ın Moskovlu'ya mütâba'atı ve gelecek tarîkı tathîrinde anlara olan mümâşât ü mu'âveneti Lezgi tâ'ifesinin mesmû'ları ve gelecekleri dahi meczûmları olup kurb ü civâriyyet ve İslâm gayreti ve mukaddemâ ol câniblere tasallut-ı a'dâ vukû'unda kendülere hazîne irsâliyle külliyetlü ihsân olunmuş olduğundan çâşni-i inâyet ü ihsân dimâğ-ı hâllerinde cây-gîr olmak hasebiyle niyyet-i i'ânet ile birbirlerine haber vererek müşârün-ileyh tarafına tevârüde başladıklarından kimine birer mikdâr akçe ve kimine metâ' verilerek ircâ'ları kaydına düşülüp ancak müfîd olmayup cevâb-ı bârid ile müdâfa'a olunsalar şâyed anlar da rû-gerdân olup vilâyete bir hasârât irsâl ederler mülâhazasıyla yevmen-fe-yevmen gelenler nezd-i müşârün-ileyhde tevkîf olunarak ve bâliğan-mâ-belağ ta'yînât ve kisve-bahâ ve harçlıkları verilerek el-hâletü hâzihî nezd-i müşârün-ileyhde külliyetlü Lezgi tâ'ifesi ikâmet üzre olmağla ne vechile emr ü fermân buyurulur ise müşârün-ileyhe tahrîr ve işâret buyurulmasın."
— Çıldır Valisi Süleyman Paşa'nın kâimesinden, BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 333-H

Günümüz Türkçesi ile: "Tiflis Hanı İrakli Han'ın Moskova'ya bağlılığı ve gelecek yolu temizlemede onlara gösterdiği kolaylık ve yardım, Lezgi topluluğunun duyduğu ve geleceklerini de kesin olarak bildikleri bir şeydi. Yakın komşuluk, İslam gayreti ve daha önce o taraflara düşman musallat olduğunda kendilerine hazine gönderilerek çokça ihsanda bulunulmuş olduğundan, bu iyilik ve ihsanın tadı zihinlerinde yer etmiş olması sebebiyle yardım etme niyetiyle birbirlerine haber vererek adı geçen Paşa tarafına gelmeye başlamışlardır. Kimisine bir miktar para, kimisine mal verilerek geri gönderilmelerine çalışılmış, ancak fayda etmemiştir. Soğuk bir cevapla savuşturulsalar, onların da yüz çevirip memlekete bir zarar vermeleri ihtimali düşüncesiyle günden güne gelenler adı geçen Paşa'nın yanında alıkonularak ve bol bol yiyecek, giyecek parası ve harçlıkları verilerek, şu anda adı geçenin yanında çok sayıda Lezgi topluluğu bulunmaktadır. Nasıl emir ve ferman buyurulursa, adı geçene yazılıp bildirilmesi."

Ancak bu politikanın ağır bir maliyeti vardı. Lezgiler, zaman zaman sayıları 10.000'i bulan kuvvetlerle Tiflis topraklarına akınlar düzenliyordu. Onların iaşe ve bahşişleri için harcanan paralar, zaman zaman bölge halkını perişan ediyor ve Süleyman Paşa'ya yönelik muhalefeti körüklüyordu. Öyle ki, 1785'te Umm Han komutasındaki Lezgiler kışı Çıldır'da geçirmek istediklerinde, Süleyman Paşa iaşe yetersizliğini gerekçe göstererek onları geri göndermek zorunda kalmıştı. Yine de Paşa, kendi ifadesiyle, bu savaşçıları reddetmenin çok daha büyük bir tehlike olduğunun farkındaydı: "şâyed anlar da rû-gerdân olup vilâyete bir hasârât irsâl ederler."

«Süleyman Paşa'nın, Tiflis Hanı Ereklı Han ile olan mücadelesi, esasında Osmanlı Devleti'nin bölgedeki varlığını koruma savaşıydı. O, Ereklı Han'ı ne tamamen karşısına alabiliyor ne de ona tam anlamıyla güvenebiliyordu. Bu karmaşık ilişki, Paşa'nın diplomatik dehasının en somut göstergesiydi.»
— Ünsal, s. 275
4. Rusya'nın Güney Stratejisi: Potemkin, Grek Projesi ve Himaye Teklifi

1780'li yılların başında Rusya, Prens Grigory Potemkin'in etkisiyle Kafkasya'da daha agresif bir yayılma politikası benimsedi. Potemkin, yalnızca bir asker değil, aynı zamanda Rus emperyalizminin en parlak stratejistlerinden biriydi. Onun kafasında, Osmanlı'yı Avrupa'dan silip İstanbul merkezli bir Rus himayesi kurmayı hedefleyen meşhur Grek Projesi vardı. Bu büyük stratejinin bir ayağı da Kafkasya üzerinden İran'a ve Hindistan'a uzanmaktı. Potemkin, bu stratejiyi uygulamak için 1780'de Dışişleri Dairesi'nin başına Aleksander Bezborodko'yu, 1782'de ise kuzeni Pavel Potemkin'i Kafkasya'daki Rus ordularının başına getirdi.

Bu stratejinin en somut adımı, Gürcü Askerî Yolu'nun inşası oldu. O sıralarda Kafkas ötesine açılan birkaç dağ patikasından başka yol yoktu ve bu yolların yetersizliği, 1769-1771 yıllarındaki General Todtleben'in askerî harekâtı sırasında açık bir şekilde hissedilmişti. Daryal'dan geçerek Kazbek ve Kobi yönünde devam eden bu yol tehlikelerle doluydu; yol boyunca kaya ve buz yuvarlanması, yukarı kesimlerde ise çığ düşmesi çok sık görülen olaylardı. Rusların Kuzey Kafkasya Dağlı halkları ile müzakere ederek Kabartay ve Osetin güzergâhı boyunca uzanacak bir karayolu inşa etme talepleri de reddedilmişti.

Süleyman Paşa, bu yolun inşasını yakından takip ediyor ve gelişmeleri İstanbul'a rapor ediyordu. Onun verdiği bilgilere göre Rusya, Tiflis Hanı'nın da yardımıyla yolu tamamlamıştı:

"Moskovlu'nun Tiflis tarafına gelecekleri Ananur ta'bîr olunan tarîk teng ü mazîk ve sa'bü'l-mürûr olduğundan yolları ta'mîr ü tevsî' etmeğe şimdilik Rusyalı meşgûldürler deyü haber verdiklerini Çıldır vâlisi zikr olunan tahrîrâtında iş'âr etmiş olmağla işbu fıkrada müşârün-ileyhin yazdığına göre Moskovlu Tiflis hanının i'ânetiyle tarîk-ı mezkûru tevsî' u tekmîl etmiş oldukları müstebân ve bu mâdde böyle ise Tiflis hanının Moskovlu'ya mütâba'atı zâhir ü ayân olduğu."
— Çıldır Valisi Süleyman Paşa'nın tahrîrât hulâsasından, BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 333-H

Günümüz Türkçesi ile: "Moskovalıların Tiflis tarafına gelecekleri Ananur denilen yol dar, sıkışık ve geçilmesi zor olduğundan, yollarını tamir ve genişletmeyle şimdilik Ruslar meşguldür diye haber verdiklerini, Çıldır Valisi söz konusu yazısında bildirmiş olmakla; işbu bölümde adı geçenin yazdığına göre, Moskovalının Tiflis Hanı'nın yardımıyla söz konusu yolu genişletip tamamlamış oldukları açıkça anlaşılmakta ve bu durum böyle ise Tiflis Hanı'nın Moskovalıya bağlılığı ayan beyan ortaya çıkmış olduğu."

Süleyman Paşa ayrıca, Rusya'nın bölgeye gönderdiği asker miktarı hakkında da son derece detaylı istihbarat toplamıştı. Raporlarına göre, şimdilik Tiflis'e sadece 3.000 kişilik bir öncü kuvvet gönderilmişti, ancak asıl büyük ordu baharda harekete geçecekti:

"Rusyalu'nun İrakli Han ma'iyyetine şimdilik üç bin nefer asker gönderdiğini beyândır... Asâkir-i menhûsenin bu esnâda Tiflis'e vürûd etmekden maksûdları İran ve Dağistan ile görülecek mevâdd ü mesâlihimiz vardır dedikleri mücerred âdet-i habîseleri üzre hîle ve hud'a ile ehl-i İslâmı iğfâl olup eyyâm-ı şitâ mürûr edinceye dek ahâlî-i İran ve hânân-ı Azerbaycan'ı te'lîf ve kelimât-ı dil-firîb ile kendülerine teba'ıyyet etdirmek kaydında olmalarıyla ve evvel bahara dek cümle malzemelerin tehyi'e ve tanzîm edüp, Ananur tarîkıyla Tiflis'e beş merhale Kurav nâm mahalde ikâmet üzre olan ceneral ma'iyyetinde olan otuz beş bin asker ve top ve mühimmât-ı cebehâne ve levâzımât-ı sâ'ire ve hey'et-i mecmû'asıyla eyyâm-ı bahârda hareket ve bu cânibe teveccüh ü azîmet ve on iki bin askerleri dahi Açıkbaş Hanı Sülüman'ın ma'iyyetine vürûd edecekleri mevsûku'l-kelim ve mu'temedün-aleyh câsûsların ihbârlarıyla zâhir ü müstebân olduğun."
— Çıldır Valisi Süleyman Paşa'nın tahrîrâtından, BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 324-J

Günümüz Türkçesi ile: "Rusya'nın İrakli Han'ın yanına şimdilik üç bin asker gönderdiğini ifade etmektedir... Bu uğursuz askerlerin şu sırada Tiflis'e gelmekten maksatlarının 'İran ve Dağıstan ile görüşecek meselelerimiz vardır' demeleri, sadece kötü adetleri üzere hile ve aldatmaca ile İslam ehlini kandırmak olup, kış günleri geçinceye dek İran halkını ve Azerbaycan hanlarını kendilerine ısındırıp, gönül okşayıcı sözlerle kendilerine bağımlı kılmak peşinde olmalarıyla; ve ilkbahara kadar bütün malzemelerini hazırlayıp düzene koyarak, Ananur yolundan Tiflis'e beş konak mesafedeki Kurav adlı yerde bulunan generalin yanındaki otuz beş bin asker, top, cephane mühimmatı ve diğer gerekli malzeme ile bütün halinde bahar günlerinde harekete geçip bu tarafa yönelecekleri ve on iki bin askerlerinin de Açıkbaş Hanı Süleyman'ın yanına ulaşacakları, sözüne güvenilir ve kendisine itimat edilir casusların haberleriyle açıkça anlaşılmış olduğunu."

Bu rapor, Süleyman Paşa'nın istihbarat ağının ne kadar isabetli çalıştığını göstermektedir. Paşa, Rusların "İran ve Dağıstan ile görülecek meselelerimiz var" şeklindeki resmî söyleminin bir aldatmacadan ibaret olduğunu, asıl amaçlarının bölgedeki Müslüman hanlıkları ele geçirmek olduğunu ta başından tespit etmişti.

Güneyde ise Süleyman Paşa'nın tahkimatı, Lezgi akınları ve diplomatik baskısı altında bunalan II. İrakli için, kuzeydeki dindaş imparatorluğun korumasına sığınmak artık kaçınılmaz bir tercih haline gelmişti. Çevresindekilerin telkiniyle Rusya'nın koruyuculuğuna girme konusunda ikna olan Kral II. İrakli, 3 Ekim 1782 tarihli bir mektupla Rus İmparatoriçesi II. Katerina'ya ittifak talebini iletti. İrakli mektubunda İran tehdidine karşı himaye talep etmekten başka siyasi rakibi Aleksander'a karşı da Rusya'nın desteğini istemekteydi. Kont Grigory Potemkin Gürcülerin bu teklifini kabul ederek kuzeni Pavel'i 29 Ekim'de bilgilendirdi.

Bu gelişme üzerine Süleyman Paşa derhal harekete geçti. İstanbul'a gönderdiği raporlarda durumu vahim olarak nitelendiriyor, "Rus kâfirinin" her geçen gün bölgede güçlendiğini belirtiyordu. Paşa, Ereklı Han'ın sadakatini sorgulamaya başlamış ve onun "Allah'tan başka kimsenin bilemeyeceği" gerçek niyetinden şüphe ettiğini yazmıştı. Nitekim İstanbul'daki Rus elçisi Bulgakov'un baskılarına rağmen Babıali, Süleyman Paşa'yı görevden almamış ve onu Gürcistan'a yönelik politikasının merkezine yerleştirmeye devam etmişti. Hatta Rus Çariçesi II. Katerina, bizzat Süleyman Paşa'nın azlini talep edecek kadar ileri gitmiş, ancak Osmanlı Devleti bu talebi reddetmişti.

5. Georgiyevsk Antlaşması (1783): Bir Krallığın Kaderini Mühürleyen İmza

24 Temmuz 1783'te, Rusya adına Prens Pavel Potemkin ile Gürcistan adına Prens İvan Bagration ve Prens Garsevan Çavçavadze tarafından, bugünkü Stavropol yakınlarındaki Georgiyevsk Kalesi'nde tarihî antlaşma imzalandı. Tam metni 13 ana madde, 4 gizli madde ve 1 ek maddeden oluşan bu antlaşma, II. İrakli'nin birleşik ve güçlü Gürcistan hayali için atılmış en büyük ve en ölümcül kumardı. Antlaşma, kâğıt üzerinde Gürcistan'a toprak bütünlüğü ve Bagration Hanedanı'nın devamlılığını garanti ediyor, Rusya'nın himayesini taahhüt ediyordu. Ancak gerçekte, Gürcistan'ı Rusya'nın bir uydusu haline getiriyordu.

Georgiyevsk Antlaşması'nın Temel Hükümleri:

• Egemenlik ve Himaye (Madde 1-2): Kartli ve Kaheti Kralı II. İrakli, İran veya herhangi bir güce bağımlılığı tamamen reddederek, yalnızca Tüm Rusya İmparatorluğu'nun yüce gücünü ve korumasını tanıdığını tüm dünyaya ilan etti. Buna karşılık Çariçe II. Katerina, Kartli ve Kaheti Krallığı'nın toprak bütünlüğünü İmparatorluk garantisi altına aldı.

• Tahtın Veraseti (Madde 3): Gürcü Kralları, tahta çıktıklarında durumu Rus İmparatorluk Mahkemesi'ne bildirmek ve onayını almakla yükümlüydü. Rusya'dan gelecek bayrak, kılıç ve asa gibi hükümdarlık alametlerini alan yeni Kral, bir Rus Bakanı'nın huzurunda sadakat yemini edecekti.

• Dış İlişkiler (Madde 4): Gürcistan, Rus sınır makamlarının önceden izni olmaksızın komşu devletlerle hiçbir diplomatik ilişkiye giremez, gelen elçi veya mektupları doğrudan Rusya'ya bildirmek zorundaydı.

• Savunma ve İç İşleri (Madde 6-7): Rusya, Gürcistan'ın düşmanlarını kendi düşmanı sayacak ve Bagration Hanedanı'nı tahtta tutmayı garanti edecekti. Buna karşılık Gürcistan, tüm askerî gücüyle Rusya'nın hizmetinde olacaktı. İç yönetim, kanun ve vergi toplama yetkisi tamamen Gürcü Kralı'na bırakılmıştı.

Antlaşmanın imzalandığı haberini alan Süleyman Paşa, durumu İstanbul'a derhal rapor etti. Raporunda, Rusya'nın II. İrakli'ye "tam teçhizatlı 3.000 asker" gönderdiğini, hatta 35.000 kişilik bir ordunun baharda Gürcistan'a intikal edeceği söylentilerinin dolaştığını bildiriyordu. Süleyman Paşa'nın kapı kethüdası Tevkî Çelebi Mehmed Efendi vasıtasıyla Babıali'ye ulaştırdığı istihbarata göre, Rusya'nın İran içişlerine yönelik siyasî hamleleri de Gürcistan'daki gelişmelerle paralellik arz ediyordu. Paşa, bu gelişme karşısında İstanbul'dan acil yardım talebinde bulundu ve sınır kalelerinin tahkimatını hızlandırdı.

İran'da ise bu antlaşma büyük bir öfkeyle karşılandı. Geleneksel olarak Gürcistan'ı kendi nüfuz alanında gören İran için bu, kabul edilemez bir ihanetti. Antlaşmanın imzalanmasından sonra Rus-İran ilişkileri de çıkmaza girmişti. Henüz taht kavgalarıyla boğuşan İran'da, bu ihaneti cezalandırmaya ant içmiş bir lider yükselişe geçiyordu: Ağa Muhammed Han. Nitekim Karabağ Hanı İbrahim Halil Han'ın Osmanlı Sadrazamı'na gönderdiği mektup, bu tehdidin ne kadar ciddi olduğunu ortaya koymaktaydı:

"Kızılbaş'dan Ağa Muhammed Han nâmında bir şahıs hurûc edüp Irak ve Fars memleketlerinin nısfın kabza-i teshîrine getirüp el-hâletü hâzihî Azerbaycan ve İrvan ve Gürcistan semtine teveccüh ü azîmet ve ol havâlîyi dahi teshîr ü zabt etmek dâ'iyesinde olduğu..."
— Karabağ Hanı İbrahim Halil Han'dan Osmanlı Sadrazamı'na mektup, BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 6748-E

Günümüz Türkçesi ile: "Kızılbaş'tan Ağa Muhammed Han adında bir şahıs ortaya çıkıp, Irak ve Fars memleketlerinin yarısını ele geçirip şu anda Azerbaycan, Revan ve Gürcistan tarafına yönelmiş olup buraları da fethedip zabtetmek niyetinde olduğu..."

İbrahim Halil Han, mektubunun devamında Osmanlı Devleti'nden yardım talebinde bulunuyor ve İran halkının içinde bulunduğu çaresizliği şu etkileyici sözlerle dile getiriyordu:

"Âyâ İran halkı ne cürm ve ne günâh etmiş ki şâhen-şâh-ı a'zam... sâye-i sa'âdet-pîrâyesin İran toprağının üzerinden zâ'il edüpdür ki devrânının her bir gerdişinde hâ bile bir seffâk ü fessâd hurûc edüp fahr-i kâ'inât efendimizin ümmetlerin katl ü gâret edüp zâyi' ve muzmahill etmek de bâk eylemez."
— Karabağ Hanı İbrahim Halil Han'dan Osmanlı Sadrazamı'na, BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 6748-E

Günümüz Türkçesi ile: "Acaba İran halkı ne suç ve ne günah işlemiştir ki yüce şahlar şahı... saadet saçan gölgesini İran toprağının üzerinden kaldırmıştır ki devranın her bir dönüşünde daima bir cani ve fesatçı ortaya çıkıp, kainatın övüncü Efendimizin ümmetlerini katledip yağmalamakta, zayi ve perişan etmekten de geri durmamaktadır."
6. Güneyden Yükselen Fırtına: İran'da Kaçar İktidarı ve İntikam Yemini

Süleyman Paşa, 1780'lerin sonuna doğru İran'daki gelişmeleri de büyük bir dikkatle izliyordu. Azerbaycan'daki casus ağı sayesinde, Kaçar aşiretinin lideri Ağa Muhammed Han'ın rakiplerini bir bir saf dışı bırakarak yükselişini anbean İstanbul'a rapor ediyordu. Gençliğinde esir düşüp hadım edilmenin derin travmasını taşıyan Ağa Muhammed Han, acımasız ve son derece disiplinli bir lider olarak sivrilmişti. İlk olarak İsfahan'ı ele geçirmiş, daha sonra Şiraz'ı ve son olarak da Kirman'ı hâkimiyeti altına almıştı. Kirman'ı dört ay kuşattıktan sonra ele geçirmiş ve büyük bir katliamdan sonra burada bulunan son Zend hükümdarı Lutf Ali Han'ı ortadan kaldırmıştı.

Osmanlı arşiv belgeleri, Ağa Muhammed Han'ın yükselişinin İstanbul'da nasıl bir endişeyle takip edildiğini göstermektedir. Eski Erzurum Valisi Tayyar Paşa'nın 4 Temmuz 1804 tarihli tahrîrat hülasası, Kaçar hükümdarının Gürcistan'a yönelik emellerini ve İran şehzadesinin Revan üzerine gönderildiğini bildirmektedir:

"Şâh-ı Îran'ın şâhzâdesi külliyetlü asâkir-i A'câm ile Revan eyâletini zabt u teshîre me'mûr ve âzim olup Revan Hanı Muhammed Han'ı ve Ca'fer Kulu Han'ı tedmîr ü i'dâma ihtimâm edecek olduğundan bu sûret nümûdâr olur ise firârî Şerif Paşa'yı ahz ü girift ile ber-tıbk-ı irâde-i Devlet-i Aliyye bu tarafa teslîm edeceği..."
— Eski Erzurum Valisi Tayyar Paşa'nın tahrîrâtından, BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 6683

Günümüz Türkçesi ile: "İran Şahı'nın şehzadesi çok sayıda İran askeriyle Revan eyaletini zabt ve fethetmeye görevli olarak yola çıkmış olup, Revan Hanı Muhammed Han'ı ve Cafer Kulu Han'ı yok etmeye özen göstereceğinden, bu durum ortaya çıkarsa firari Şerif Paşa'yı yakalayıp Devlet-i Aliyye'nin iradesine uygun olarak bu tarafa teslim edeceği..."

1795 senesinde Tahran'da yerel yöneticilerin ve komutanların da katılacağı bir kurultay düzenleyen Ağa Muhammed Han, burada sunduğu şartların kabul edilmesi halinde kendisini şah ilan edecekti. Kurultayda etkileyici bir konuşma yaparak Safevi hükümdarı Şah İsmail'e ait kılıcı kuşanmış ve kendisini Safevilerin ebedî mirasçısı olarak ilan etmişti. Onun için Safevi mirasını yeniden inşa etmek, devletinin temel meşruiyet kaynağıydı. Bu mirasın ayrılmaz bir parçası olan Gürcistan'ın, bir başka gücün himayesine girmesine asla izin veremezdi.

Şah, II. İrakli'ye İran'ın büyük kısmında düzeni sağladığını ve Gürcistan'da eski kanunların hâlâ yürürlükte olduğunu hatırlatan ültimatom niteliğinde bir mektup gönderdi. Mektubunda şunları dile getiriyordu: "Şah İsmail Safevi zamanından ve hatta daha eski zamanlardan beri Gürcistan memleketi daima İran devletleri etkisi altında bulunmuştur... Umudumuz şudur ki siz de Şahların Şahı olan Ağa Muhammed Han'ın yanına gelip padişahımıza itaat ettiğinizi beyan edersiniz. Aksi halde başka düşman devletlerin başına ne geldi ise sizin başınıza da o gelecektir."

Çariçe II. Katerina'dan, Georgiyevsk Antlaşması gereği düşmanlarının Rusya'nın da düşmanı sayılacağı teminatını alan II. İrakli, bu ültimatomu reddetti. Bu karar, onun kariyerindeki en büyük hataydı. Zira Rusya, Avrupa'daki gelişmelerle (Fransız Devrimi ve Lehistan'ın paylaşımı) meşgul olduğu gerekçesiyle yardım talebini karşılıksız bırakacaktı. Bu sırada Süleyman Paşa, 1 Mart 1791'de vefat etmişti. Yerine gelen İshak Paşa, onun siyasi mirasını dolduramamıştı. İstanbul'daki yeni Sultan III. Selim ise tahta yeni çıkmış ve Nizam-ı Cedid reformlarıyla meşguldü. Bölgedeki Osmanlı otoritesi, Süleyman Paşa'nın ölümüyle birlikte bir boşluk içine düşmüştü. Paşa'nın yıllarca inşa ettiği ittifaklar ağı çözülmüş, Lezgiler ve Dağıstan hanları dağınık bir haldeydi.

Oysa Süleyman Paşa hayattayken Azerbaycan hanlarıyla kurduğu ittifak, İran tehdidine karşı ciddi bir direnç oluşturuyordu. Şuşa, Gence ve Karabağ Hanı İbrahim Halil Han'ın Çıldır Valisi'ne gönderdiği mektup, bu ittifakın somut bir meyvesiydi. İbrahim Halil Han, Gürcü ve Rus kuvvetlerine karşı kazandığı zaferi şöyle anlatıyordu:

"İrakli Hân-ı mesfûr küffâr-ı Gürciyyeden ve Urusiyyeden bir cem'-i kesîr cünûd-ı merdûd İrvan semtine irsâl edüp ve çün ahâlî-i İrvan küffâr-ı Gürciyye[y]e tâbi'dir, anın[la] müttefik olup ve mütâba'at edüp hulâsatü'l-kelâm sekiz bin nefer Gürciyyeden ve Urusiyyeden ve İrvandan icmâ' edüp Nahçıvan beldesi üzre hurûc edüp katl ü gâret-i İslâma kasd etdikde muhlis-i bî-riyâları difâ' içün koşun ta'yîn edüp ve ceng ü cidâl-i sa'b ve mukâbele-i şedîd vâkı' olup ve Hudâvend-i lâ-yezâl asker-i İslâma nusret verüp küffârın koşun-ı mel'ûnu mağlûb ü münhezim ve hâlâ keferenin bünyâdı harâb ü münhedim olmuş."
— Karabağ Hanı İbrahim Halil Han'dan Çıldır Valisi Süleyman Paşa'ya mektup, BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 739

Günümüz Türkçesi ile: "Adı geçen İrakli Han, Gürcü kâfirlerinden ve Ruslardan büyük bir topluluk oluşturup bu kovulmuş askerleri Revan tarafına göndermiş; Revan halkı da Gürcü kâfirlerine bağlı olduğundan, onlarla birleşip bağlılık göstererek, sözün özü sekiz bin kişilik Gürcü, Rus ve Revanlıdan oluşan kuvvet Nahçıvan şehri üzerine saldırıp Müslümanları katledip yağmalamaya kastettiklerinde, bu samimi dostunuz savunma için asker göndermiş; zorlu bir savaş ve şiddetli bir çarpışma olmuş; yok olmayan Allah İslam askerine zafer vermiş, kâfirlerin melun askerleri yenilip bozguna uğramış ve şimdi kâfirlerin temeli yıkılıp harap olmuştur."

İbrahim Halil Han ayrıca, Dağıstan hanlarından Avar Hâkimi Ammi Han'ın "asâkir-i vâfire cem' edüp Dağıstan'ın cemî' serkerdeleriyle azm-i cihâd-ı fî-sebîlillâh edüp Gürcistan üzerine hurûc etmiş" olduğunu bildiriyordu `[BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 739]`. Bu gelişmeler, Süleyman Paşa'nın inşa ettiği ittifaklar sisteminin ne kadar etkili olduğunu göstermektedir. Ne var ki Paşa'nın ölümüyle birlikte bu sistem çökmüş ve Ağa Muhammed Han'ın önü açılmıştı.

Bu arada Kuba Hanı Feth Ali Han'ın ihaneti de İbrahim Halil Han'ın mektubunda açıkça belirtilmekteydi:

"Feth Ali Han Mirzâ Sâdık adlu bir âdemini tedârik ile kefere-i fecere-i Urusiyye pâdişâhının yanına arîzalar yazup iletdi ki, ben İraklı Han ile müttehid u müttefik olup Urusiyye pâdişâhına hâdim ve tâbi' oldum ki mâ-dâme'l-hayât hıdmetinde ve itâ'atinde cân-feşân olam gerekdir ki otuz bin asker irsâl etsün, ben Derbend kal'asını ol askere teslîm edeyim."
— Karabağ Hanı İbrahim Halil Han'dan Çıldır Valisi Süleyman Paşa'ya, BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 739

Günümüz Türkçesi ile: "Feth Ali Han, Mirza Sadık adlı bir adamını ayarlayıp, kâfir ve günahkâr Rusya padişahının yanına mektuplar yazıp göndermiştir ki: Ben İrakli Han ile birlik olup, Rusya padişahına hizmetkâr ve bağlı oldum, hayatta olduğum sürece hizmetinde ve itaatinde canımı feda edeyim; gerektir ki otuz bin asker göndersin, ben Derbend Kalesi'ni o askere teslim edeyim."

Bu istihbarat, Kafkasya'daki hanlıklar arasındaki derin bölünmüşlüğü ve Süleyman Paşa'nın birleştirmeye çalıştığı cephenin ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne sermektedir.

7. Ağa Muhammed Han'ın Tiflis Seferi: Fırtına Kopuyor

1795 yazında, İran'da düzeni sağlayan ve Zend Hanedanı'nın son kalıntılarını da ortadan kaldıran Ağa Muhammed Han, gözünü kuzeye, Kafkasya'ya çevirdi. Ordusunu Tahran'da topladı ve yaklaşık 60.000 kişilik bir kuvvetle sefere çıktı. Onun nihai hedefi, asi Gürcü Kralı'nı cezalandırmak ve İran'ın bölgedeki tartışılmaz otoritesini yeniden tesis etmekti. İlk hedef, Kura ve Aras nehirleri arasında kalan ve Gürcistan'dan önce İran'a bağlı olması beklenen Azerbaycan Hanlıklarıydı.

Ağa Muhammed Han, Aras Nehri'ni geçmek için Hudaferin Köprüsü'nün yıkıldığını görünce, ordusuyla iki ay uğraşarak yeni bir köprü inşa ettirdi. Bu kararlılık, seferin ne kadar planlı ve acımasız olacağının ilk göstergesiydi. Aras'ı geçtikten sonra ordusunu üç kola ayırdı. Merkezdeki ana kuvveti bizzat kendisi yöneterek, Karabağ Hanı İbrahim Han'ın başkenti Şuşa üzerine yürüdü. Sol kol Revan'a, sağ kol ise Hazar kıyısını takip ederek Şirvan ve Dağıstan'a yöneldi. 8 Temmuz'dan 9 Ağustos'a kadar süren kuşatmanın ardından Şuşa düştü ve İbrahim Han teslim oldu. Gence Hanı Cevad Han da direnmeden teslim olunca, Doğu Gürcistan yolu tamamen açıldı.

Bu sırada, yukarıda belirtildiği gibi, Süleyman Paşa 1 Mart 1791'de vefat etmiş, yerine gelen İshak Paşa onun siyasi mirasını dolduramamıştı. Sultan III. Selim Nizam-ı Cedid reformlarıyla meşguldü. Bölgedeki Osmanlı otoritesi bir boşluk içine düşmüş, Paşa'nın yıllarca inşa ettiği ittifaklar ağı çözülmüştü.

Kral II. İrakli, son bir umutla St. Petersburg'a heyet göndererek Georgiyevsk Antlaşması'nda vadedilen yardımın acilen gönderilmesini talep etti. Prens Çavçavadze'yi diplomatik bir notla birlikte Ruslara antlaşma yükümlülüklerini hatırlatmak üzere St. Petersburg'daki Dışişleri Dairesi'ne gönderdi. Ancak Rus askerleri 1787 yılında tek taraflı olarak bölgeden çekilmişlerdi ve bu talep karşılıksız kaldı. II. İrakli, Ruslarla yaptığı antlaşmaya güvenmekle kariyerindeki en büyük hatayı yaptı. İkinci büyük hatası da Azerbaycan hanlıklarının İran saldırısına direneceğini ve onları geciktireceğini sanmasıydı.

Osmanlı Devleti, bu kritik dönemde Gürcistan'a doğrudan askerî yardım göndermedi. Ancak arşiv belgeleri, Osmanlı'nın İran tehdidini çok yakından takip ettiğini göstermektedir. İran şahının Revan üzerine harekât düzenleyeceğine dair istihbarat üzerine Bâyezid Mutasarrıfı Mahmud Tayyar Paşa'dan gelen kâime, İranlıların "lâf-ı acemânelerin terk etmeyerek gûyâ Moskovlu üzerine revân olduklarından garaz-ı nihâniyyeleri Revan imiş" şeklindeki değerlendirmeyi içeriyordu `[BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 6672]`. Sadrazamın bu konudaki arzı üzerine padişahın "Manzûrum olmuşdur" şeklindeki kısa ama anlamlı cevabı, Osmanlı'nın durumu yakından izlediğini ancak doğrudan müdahaleden kaçındığını göstermektedir `[BOA, Hatt-ı Hümâyûn, nr. 6672]`.

Şimdi, Kral II. İrakli, ülkesinin dört bir yanından toplayabildiği sadece 2.700 askerle, 60.000 kişilik İran ordusunun karşısına çıkmak zorundaydı. Bu, imkânsızı başarmak gibi bir şeydi.

8. Kırtsanisi Savaşı ve Tiflis'in Düşüşü (Eylül 1795)

Ağa Muhammed Han'ın merkez ordusu, iki ay gibi kısa bir zamanda tüm Azerbaycan'ı pasifize ettikten sonra, Revan Hanı'nın da aralarında bulunduğu vassal kuvvetlerle takviye edilmiş ana kuvvetleriyle Gürcistan sınırından giriş yaptı. Kral II. İrakli, Rusya'ya bağlılığını bir kez daha yenileyerek tüm askerî birlikleri Tiflis'e toplanmaya davet etti. Ağa Muhammed Han ise ordusunun sağ ve sol kanatlarıyla birleşerek 40.000 atlıdan oluşan ordusuyla Gence'den ayrıldı.

Kaçar öncü kuvvetleri 10 Eylül 1795 günü Kral İrakli'nin torunu tarafından kumanda edilen Gürcü kuvvetleriyle sıcak temas sağladılar ancak geri püskürtüldüler. Ağa Muhammed Han ve ordusunun ana kısmı ise ertesi gün yetişti ve asıl belirleyici savaş Tiflis önlerinde, Kırtsanisi bölgesinde gerçekleşti.

Gürcistan tarihine Kırtsanisi Savaşı olarak geçecek olan muharebeler gün boyu devam etti. Kral II. İrakli savunmayı Tiflis dışında yapmaya karar vermiş, kendi süvari ve yaya askerlerini hazırlayıp savaş için gerekli tedbirleri almıştı. Ancak üstesinden gelmek zorunda olduğu ordu kendisininkinden sayıca çok üstündü. Bu süre içinde İran ordusu üç defa püskürtüldü. Ağa Muhammed Han geri çekilen ordusunu Firdevsî'nin Şehname'sinden bölümler okumak suretiyle cesaretlendiriyordu. Akşama doğru Gürcüler ağır kayıplar vererek Tiflis içlerine doğru çekilmek zorunda kaldılar.

«Şah'ın ordusu tekerlekler üstünde büyük toplar, develer üstünde zenburekler, çeşitli sancaklar ve borazanlar eşliğinde savaş meydanına doğru hareket etti... İki ordu karşı karşıya geldi ve savaş nizamı aldılar. Savaş meydanı, tüfeklerin ve kılıçların sesleri ile süslerdi, oklar ve mızraklar atıldı. Savaş çok uzun zaman sürdü ve o kadar kan döküldü ki Aras Nehri kana boyandı. Ölülerin sayısı dağlar gibiydi... Gürcüler savaşı kaybetmişlerdi ve çoğu savaş meydanında kalmıştı. II. İrakli durumu fark edince savaş meydanından Tiflis tarafına 4 fersahlık yolu çok hızlı bir şekilde kat ederek uzaklaştı.»
— Tarih-i Revzetü-s Safa

Kral II. İrakli, her ne kadar Ağa Muhammed Han'ın gelişinden önce şehrin surlarını ikmal ettirmişse de kendisini ve ailesini riske atmayarak Gürcistan'ın batısına, İmereti'ye kaçmayı tercih etti. Savaş meydanında ise İrakli'ye ait çok sayıda top ve asker esir düştü. Ağa Muhammed Han'ın karşısında Gürcülerin ileri gelen 70 adamının kafası kesildi ve süratle Tiflis'e hareket edildi. Muzaffer İran ordusu şehre girerek binlerce kişiyi katletti ve 15.000'den fazla kişiyi esir aldı. Şehir tamamen yakıldı. Kaynaklar, çok sayıda papazın elleri bağlanarak Aras Nehri'ne atıldığını, kiliselerin ateşe verilip yerle bir edildiğini yazmaktadır.

Süleyman Paşa'nın ölümünden sonra bölgedeki Osmanlı istihbarat ağı tamamen çökmemişti. Revan serdarı ve kardeşi Hasan Han'ın, Ruslara karşı kazandıkları başarıları anlatan raporlar İstanbul'a ulaşmaya devam ediyordu. Ahısha Muhafızı İsmail Hakkı'nın 7 Aralık 1825 tarihli kâimesi, bölgedeki Osmanlı görevlilerinin hâlâ aktif olduğunu göstermektedir:

"Revan serdârı ve karındaşı Hasan Han Abadan kal'asını muhâsara ve tazyîk ve içinde olan Moskov keferesini katl ve Karakilise'ye firâr edenleri dahi ta'kîb ile kılıçdan geçirdikleri ve Terekemelerin hâneleri kaldırılıp Revan taraflarına gönderildiği..."
— Ahısha Muhafızı İsmail Hakkı'nın kâimesinden, BOA, Cevdet Hâriciye, nr. 5594

Günümüz Türkçesi ile: "Revan serdarı ve kardeşi Hasan Han, Abadan Kalesi'ni kuşatıp sıkıştırarak içinde bulunan Moskova kâfirlerini katlettikleri; Karakilise'ye kaçanları da takip ederek kılıçtan geçirdikleri; Terekemelerin evlerinin kaldırılıp Revan taraflarına gönderildiği..."

İran askerleri çekildikten kısa bir süre sonra şehre giren Artem adındaki bir Ermeni seyyah, anılarında karşılaştığı manzarayı şöyle anlatmaktadır: "İnsan leşleriyle dolu taşlı yolu takip ederek Tapitag kapısından şehre girdim: ama asıl dehşet beni burada bekliyordu, düşmanın kılıçla kestiği kadın ve çocukların bedenleri... Erkekler içinse söyleyecek hiçbir şey yoktu, binden fazlasının cesedini gördüm. Sanki yatan ölüler küçük bir kule gibiydi... Şehir neredeyse tamamen tükenmişti ve hâlâ çeşitli yerlerden dumanlar yükselmeye devam ediyordu. Ölü bedenlerden etrafa leş kokuları yayılıyor, sıcağın da etkisiyle dayanılmaz hale geliyor ve hastalık yayıyordu."

Her şeyini kaybeden Kral II. İrakli, oğlu Prens Mirian ve Çavçavadze aracılığıyla St. Petersburg'a gönderdiği mektupta Ruslara şöyle hayıflanıyordu: "Atalarımdan ve ailemden bana kalan her şeyi kaybettim. Kraliyet asamı, tacımı, sancağımı, toplarımı, kilise mallarımı ve Tiflis'in bütün zenginliklerini... Ve şimdi halkım Ağa Muhammed Han'ın elinde... Sizin ülkeniz, kilise ve Hıristiyanlar için sarf ettiğim emeklerim. Hepsi yok oldu."

9. Sonuç: Rus İlhakı ve Büyük Miras

Kral II. İrakli'nin Rus himayesine girme kararı ve bunun Ağa Muhammed Han'ın Tiflis Seferi ile sonuçlanması, Kafkasya tarihinde bir milattır. Bu olaylar zinciri, "Büyük Oyun"un kurallarını yeniden yazmıştır. Osmanlı Devleti, Süleyman Paşa gibi dirayetli bir valiyi kaybetmenin ve Kafkasya'daki siyasi nüfuzunun zayıflamasının acısını yaşarken; İran, kısa süreli bir zaferin ardından Kaçar Hanedanı'nın iç çekişmelerine geri dönmüştür. Ağa Muhammed Han, 1797'de bir suikast sonucu öldürüldüğünde, İran'ın Kafkasya'daki üstünlüğü de sona ermiştir.

Bu sürecin en büyük kazananı ise, hiç şüphesiz Rusya olmuştur. Tiflis'in harabeye dönmesi, Gürcistan'ı Rus ilhakına tamamen açık ve savunmasız bırakmıştır. Süleyman Paşa'nın yıllarca inşa ettiği tampon bölge ve ittifaklar ağı, onun ölümüyle birlikte çökmüş ve Rusya'nın önündeki en büyük engel ortadan kalkmıştır. 1801'de Çar I. Pavel ve ardından I. Aleksandr, Georgiyevsk Antlaşması'nı tek taraflı olarak ihlal ederek Gürcistan'ı Rusya'ya katmıştır. Bu ilhak, yalnızca bir fırsatçılık eseri değil; Potemkin'in Grek Projesi'nden beri süregelen, Rusya'nın Kafkasya üzerinden güneye inme stratejisinin mantıksal bir sonucuydu. Rusya, 1783'te himaye altına aldığı Gürcistan'ı, 1795'te Ağa Muhammed Han'ın insafına terk ederek zayıflatmış ve nihayet 1801'de tamamen yutmuştur.

Bu çalışma, bu büyük dönüşümü, sadece Gürcü-İran-Rus üçgeninde değil, dördüncü ve en kilit aktör olan Osmanlı Devleti'nin stratejik rolünü ve bu rolü bizzat üstlenen Çıldır Valisi Süleyman Paşa'nın 20 yıllık amansız mücadelesini merkeze alarak incelemiştir. Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde muhafaza edilen ve bu çalışmada ilk kez bir arada değerlendirilen belgeler, Süleyman Paşa'nın faaliyetlerinin ayrıntılı bir portresini sunmaktadır.

Bu belgeler ışığında, Süleyman Paşa'nın stratejik dehasının üç temel sütun üzerinde yükseldiği görülmektedir: Birincisi, Tiflis'ten Derbend'e, Dağıstan'dan İran içlerine kadar uzanan ve en kritik gelişmeleri anbean İstanbul'a rapor eden devasa bir istihbarat ağı. İkincisi, Azerbaycan hanlıklarını ve Dağıstan kabilelerini Osmanlı Hilafeti bayrağı altında birleştirmeye yönelik olağanüstü diplomatik çabalar. Üçüncüsü ise, kaleleri tahkim etme, mühimmat ve zahire stoklama ve özellikle Lezgi savaşçılarını stratejik bir koz olarak kullanma şeklindeki askerî hazırlıklar.

Onun hikayesi, büyük imparatorlukların gölgesinde sıkışıp kalmış bir coğrafyada, bir devlet adamının bireysel iradesinin ve diplomatik dehasının, olayların akışını nasıl derinden etkileyebileceğinin görkemli bir örneğidir. Paşa'nın 1791'deki ölümüyle birlikte, onun titizlikle inşa ettiği ittifaklar sistemi çökmüş, Ağa Muhammed Han'ın Gürcistan'ı cezalandırmasına giden yol açılmıştır. Bu durum, Osmanlı Devleti'nin Kafkasya'daki nüfuzunun büyük ölçüde tek bir yetenekli yöneticinin şahsında somutlaştığını ve bu tür kilit figürlerin kaybının telafisinin mümkün olmadığını göstermektedir.

Çalışma aynı zamanda, Osmanlı arşiv belgelerinin Kafkasya tarihçiliği açısından taşıdığı muazzam değeri de ortaya koymaktadır. Bu belgeler, sadece Osmanlı Devleti'nin değil, aynı zamanda Gürcü krallıklarının, Azerbaycan hanlıklarının, Dağıstan kabilelerinin ve Rusya ile İran'ın bölgedeki faaliyetlerinin de en detaylı ve güvenilir kaynakları arasındadır. Süleyman Paşa'nın raporları, bölgedeki siyasi ve askerî gelişmeleri adeta bir günlük tutar gibi kaydetmiş ve günümüz araştırmacılarına eşsiz bir pencere açmıştır.

Temel Kaynakça:

Arşiv Kaynakları:
• Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Hatt-ı Hümâyûn, nr. 324-J, 333-H, 739, 765, 8488, 6672, 6683, 6748-E, 8989, 11737. (Süleyman Paşa'nın tahrîratları, hanlıklarla yazışmalar, padişah hatt-ı hümâyûnları.)
• BOA, Cevdet Hâriciye, nr. 394, 948, 1958, 2282, 2313, 2549, 2578, 4546, 5594, 7177. (Hanlıklara ait maaş, tayin ve sınır belgeleri.)
• BOA, Nâme-i Hümâyûn Defteri, nr. 7, s. 78-82, 162, 362-363. (Şirvan ve Derbend sınırı ile ilgili anlaşma ve menşur suretleri.)
• BOA, Mühimme Defterleri, nr. 27, 42, 44, 47, 51, 53, 61, 62, 67, 69, 73, 903. (1575-1595 arası Kafkasya ile ilgili hükümler.)

Basılı Kaynaklar ve Araştırma Eserleri:
• Polnoe Sobranie Zakonov Rossiiskoi Imperii (PSZRİ), C. 22, Kanun No: 15.835 (Georgiyevsk Antlaşması tam metni).
• Türker, Ö. & Soofizadeh, A. (2015). "Gürcistan'ın Rus Himayesine Girmesi ve Sonuçları: Georgiyevsk Antlaşması'ndan Ağa Muhammed Han'ın Tiflis Seferi'ne", Journal of History Studies, 7(3), 149-165.
• Ünsal, E. (2021). Osmanlı Devleti'nin Kafkasya Siyaseti ve Çıldır Valisi Süleyman Paşa'nın Faaliyetleri (1771-1791). Ankara: Gazi Kitabevi.
• Baddeley, J. F. (1908). The Russian Conquest of the Caucasus. London: Longmans, Green and Co.
• Lang, D. M. (1962). A Modern History of Soviet Georgia. New York: Grove Press.
• Fisher, A. W. (1970). The Russian Annexation of the Crimea 1772-1783. Cambridge University Press.
• Gvosdev, N. K. (2000). Imperial Policies and Perspectives Towards Georgia, 1760-1819. Oxford: St. Antony's College.
• Allen, W. E. D. (1971). A History of the Georgian People. New York: Barnes & Noble.
• Suny, R. G. (1994). The Making of the Georgian Nation. Indiana University Press.
• Bournoutian, G. A. (1997). Eastern Armenia in the Last Decades of Persian Rule, 1807-1828. Malibu: Undena Publications.

Osmanlı Arşiv Belgeleri (Yayınlanmış):
• T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü. (1993). Osmanlı Devleti ile Azerbaycan Türk Hanlıkları Arasındaki Münâsebetlere Dâir Arşiv Belgeleri II (1575-1918). Ankara: Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayınları.

OKUYUCU YORUMLARI 3 yorum

Yorumunuzu Yazın

Yorumunuz admin onayından sonra yayınlanacaktır.
Özgür Atabek
18.05.2026 15:29
https://atabekyurdu.com/hakkimizda.php

incelerseniz benim makalelerim dışında hem kaynakçalarda kullandığım makaleler hem de kullanmadığım makaleler ve kitaplar da var sistemde ama kısmen kamuya açık.
17.05.2026 15:33
Bu sayfada başka makaleler var mı?
Özgür Atabek
10.05.2026 05:39
İyi okumalar dilerim.