Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti Anadolu'nun İlk Cumhuriyeti: Kars'ta Doğan, Malta'da Sürgünde Yaşayan, TBMM'de Dirilen Bir Devlet Tecrübesi (1918-1921)

Özet

Bu kapsamlı çalışma, 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi'nden (93 Harbi) Millî Mücadele'nin ilk yıllarına uzanan kritik bir tarihsel kesitte, Elviye-i Selase (Kars, Ardahan ve Batum sancakları) bölgesinde filizlenen millî teşkilatlanma hareketini ve bu hareketin zirvesi olan Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti'ni, şimdiye kadar yayınlanmış tüm akademik kaynaklar, arşiv belgeleri, hatıralar ve sürgün mektupları ışığında bütün yönleriyle incelemektedir.

Çarlık Rusyası'nın 1878 Berlin Antlaşması'yla ele geçirdiği ve tam kırk yıl boyunca "Kırk Yıllık Kara Günler" olarak anılacak bir esaret rejimi altında tuttuğu bu topraklar, 1917 Bolşevik İhtilali ve 3 Mart 1918 Brest-Litovsk Antlaşması ile yeniden anavatana kavuşmuş; ancak 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi'yle Osmanlı ordusunun çekilmek zorunda kalması, bölge halkını Ermeni ve Gürcü tehdidine karşı kendi kaderini tayin etmeye zorlamıştır. 5 Kasım 1918'de Kars İslam Şurası'nın kuruluşuyla başlayan siyasî örgütlenme; 14 Kasım 1918 Birinci Kars Kongresi, 30 Kasım - 2 Aralık 1918 İkinci Kars Kongresi, 3-5 Ocak 1919 Birinci Ardahan Kongresi, 7-9 Ocak 1919 İkinci Ardahan Kongresi ve nihayet 17-18 Ocak 1919'da 131 temsilcinin katılımıyla toplanan Üçüncü Kars Kongresi (Büyük Kars Kongresi) ile olgunlaşmıştır.

Bu kongrede alınan kararla kurulan ve "Cenub-i Garbi Kafkas Cumhuriyeti" adını taşıyan devlet; 18 maddelik Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (anayasa), Cihangiroğlu İbrahim Bey başkanlığında teşekkül eden kabinesi, Rum ve Rus üyeleri de kapsayan çok uluslu parlamentosu, kadınlara seçme hakkı tanıyan ileri görüşlü hükümleri, kendi bayrağı, resmî dili ve ordusuyla tam teşekküllü bir cumhuriyet olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Osman Server Atabek'in Batum'daki kritik diplomatik misyonu, Hariciye Nazırı Piroğlu Fahrettin Erdoğan'ın İstanbul ve Erzurum'daki yoğun girişimleri, Sada-yı Millet gazetesi etrafında örülen propaganda ağı ve İngiliz General W. H. Beach'in hükümeti resmen tanımak zorunda kalışı, bu kısa ömürlü devletin diplomatik başarıları arasındadır.

Ancak İngiliz emperyalizmi, Anadolu'da filizlenen bu bağımsızlık iradesini boğmakta gecikmemiştir. 13 Nisan 1919'da Yarbay Preston komutasındaki İngiliz ve Hint birlikleri parlamento binasını basarak hükümeti dağıtmış; Cumhurbaşkanı Cihangiroğlu İbrahim Bey ve 11 arkadaşını önce İstanbul'a, ardından Malta Adası'na sürgüne göndermiştir. Salvator Kalesi ve Polverista Apartmanı'nda tam 23 ay süren sürgün hayatı boyunca hükümet üyeleri, Erzurum'da serbest kalan Hariciye Nazırı Fahrettin Erdoğan ile mektuplaşarak hem memleket haberleri almış hem de derin parasızlık içinde yardım talebinde bulunmuşlardır. Bu mektuplar, dönemin trajedisini bütün çıplaklığıyla gözler önüne seren birer insanlık belgesidir.

Nihayet 16 Mart 1921 Londra Antlaşması çerçevesinde, tam da hükümetin dağıtılışının ikinci yıldönümü olan 12 Nisan 1921'de serbest bırakılan sürgünler, Anadolu'ya dönmüş; hükümetin kurucu kadroları TBMM çatısı altında Millî Mücadele'ye katılmıştır. Fahrettin Erdoğan ve Ali Rıza Ataman'ın I. Dönem Kars Milletvekili olarak Meclis'e girmesi, Osman Server Atabek'in 1924'te Ardahan Milletvekili seçilmesi, Cihangiroğlu İbrahim Bey'in Kars Belediye Başkanlığı'na getirilmesi; bu kısa ömürlü cumhuriyet ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki derin organik bağı tartışmasız biçimde kanıtlamaktadır.

Bu çalışma, Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti'ni; yalnızca bir "geçici yerel direniş hükümeti" olarak değil; demokratik anayasası, çok uluslu parlamentosu, diplomatik yetkinliği, askerî direnişi ve insan hikâyeleriyle Anadolu'nun ilk cumhuriyet deneyimi olarak ele almakta; onun mirasının Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesindeki izlerini sürmektedir.

1. Giriş: Bir Devlet Tecrübesinin Anatomisi

Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti, Türk siyasî tarihinin belki de en az bilinen, fakat en çarpıcı sayfalarından birini teşkil etmektedir. 1918-1919 yıllarında, Osmanlı Devleti'nin Mondros Mütarekesi ile çekilmek zorunda kaldığı Kars, Ardahan ve Batum topraklarında, bölge halkının iradesiyle kurulan bu cumhuriyet; yalnızca altı ay gibi kısa bir süre yaşayabilmiş olmasına rağmen, anayasası, parlamentosu, çok uluslu yapısı ve demokratik idealleriyle Türk devlet geleneğinde istisnaî bir yere sahiptir.

Bu çalışmanın amacı, söz konusu hükümetin kuruluş sürecini, hukukî dayanaklarını, diplomatik ve askerî faaliyetlerini, İngiliz emperyalizmi tarafından nasıl dağıtıldığını, üyelerinin Malta'daki sürgün günlerini ve nihayet bu kadroların TBMM'ye intikalini, mevcut tüm akademik literatürü, arşiv belgelerini, sürgün mektuplarını ve hatıraları sentezleyerek ortaya koymaktır. Çalışma boyunca, belgelerde yer alan bilgilerin dışına çıkılmamış; her olay, her tarih ve her isim, doğrudan kaynaklara dayandırılmıştır.

2. 93 Harbi, Berlin Antlaşması ve Kırk Yıllık Rus İşgali (1878-1918)

Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti'nin doğuşunu anlamak için, bölgenin 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren yaşadığı dramatik dönüşümü kavramak gerekmektedir. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı —halk arasındaki adıyla 93 Harbi— Osmanlı Devleti için tam bir yıkım olmuş; savaşın sonunda imzalanan Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması (3 Mart 1878) ile Kars, Ardahan, Batum ve Doğu Bayezid savaş tazminatı olarak Rusya'ya bırakılmıştır. Osmanlı Devleti'nin ödemesi gereken toplam tazminat 1.410.000.000 ruble olarak belirlenmiş; bu meblağın büyük kısmına karşılık söz konusu topraklar Rusya'ya terk edilirken, kalan 300.000.000 ruble nakit olarak ödenecekti (Aydın & Ergün, 2019, s. 302-303).

Ancak başta İngiltere olmak üzere Avrupa devletleri, Rusya'nın Osmanlı üzerindeki bu ani ve kapsamlı nüfuz artışından rahatsız olmuşlar; neticede Berlin'de yeni bir kongre toplanmasına karar vermişlerdir. 13 Temmuz 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması ile Kars, Ardahan ve Batum Rusya'ya verilmiş; Doğu Bayezid ve Eleşkirt Vadisi ise Osmanlı Devleti'nde kalmıştır. Artık literatürde "Elviye-i Selase" (Üç Sancak) olarak anılacak olan bu bölge için yeni ve karanlık bir dönem başlamıştır (Gencer, 1992).

«Rus hâkimiyetine giren diğer yerlerde olduğu gibi Elviye-i Selase'de de halk mallarını serbestçe satabilecek ve göç etme hakkına sahip olacaktı. Ancak üç yıl içinde göç etmeyenler Rus hâkimiyetini kabul etmiş sayılacaklardı.» (Aydın & Ergün, 2019, s. 303)

Rus yönetimi, ele geçirdiği bu toprakları Ruslaştırmak için sistemli politikalar uygulamaya başlamıştır. Bölgedeki Türk ve Müslüman nüfus baskılarla göçe zorlanmış; boşalan yerlere Anadolu ve Kafkasya'dan getirilen Ermeni, Rum, Yezidi ve Malakan gibi gayrimüslim unsurlar iskân edilmiştir. Yalnızca üç yıllık süreçte bölgeden 120.000 kişi Anadolu'nun batısına göç etmek zorunda kalmıştır (Altaş, 1989, s. 20).

İdarî yapı da köklü bir dönüşüme uğratılmış; Elviye-i Selase, Kars ve Batum olmak üzere iki Oblast (askerî vilayet) halinde teşkilatlandırılarak Tiflis'teki Kafkas Ötesi Umumî Valiliği'ne bağlanmıştır. Oblastlar Okruglara (kazalara), Okruglar da Bucaklara ayrılmıştır. Her köyde Rus okulları açılmış, çocukların Rusça öğrenmeleri teşvik edilmiştir. Ancak Türklerin tamamına yakını çocuklarını bu okullara göndermemiş; neticede Türk halkı eğitim hakkından yoksun bırakılmıştır. Kur'an-ı Kerim ve Mevlid kitapları dışında her türlü kitap ve dergi yasaklanmıştır (Demirci, 2015, s. 386-387).

Rusların belki de en sinsi politikası, dinî bütünlüğü parçalamaya yönelik olmuştur: Sünnî ve Şiîler için ayrı ayrı müftülükler oluşturulmuştur. Toprak mülkiyeti kaldırılmış; Türkler 1,5 ruble karşılığında askerlikten muaf tutulurken, Ruslar ve Ermeniler askere alınmıştır. Fahrettin Erdoğan hatıralarında bu durumu şöyle değerlendirmektedir: "...Şöyle ki, Türklerden 50 yıl asker almayacaklardı. Hâlbuki Türkiye'den gelen Rum ve Ermenileri derhal silahaltına alıyorlardı. Elli yıl askere almamak siyaseti. Cengâver Türklerin benliğini hiçe indirmek amacıyla askerlikten uzaklaştırmak demekti." (Erdoğan, 1998, s. 27)

1914'e gelindiğinde Birinci Dünya Savaşı patlak vermiş; Osmanlı Devleti, savaşa girdiği ilk günlerde Kafkas Cephesi'nde Ruslara karşı mücadeleye başlamıştır. Hasan İzzet Paşa komutasındaki III. Türk Ordusu, Köprüköy-Azap Muharebeleri'nde önemli başarılar elde etmişse de 22 Aralık 1914 - 6 Ocak 1915 tarihleri arasında gerçekleştirilen Sarıkamış Harekâtı, doksan bin şehit verilerek tam bir hezimetle sonuçlanmıştır. Bu tarihten sonra Doğu Anadolu'nun tamamı Rus hâkimiyetine girmiştir (Demirci, 2015, s. 387).

Ruslar, savaş yıllarında Ermeni komitelerini de teşkilatlandırarak Kafkasya'daki Türklere karşı harekete geçirmiştir. Osmanlı Arşivi'nde yer alan 6 Mart 1915 tarihli bir belge, bu dönemin vahşetini bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır: "Kars ve Ardahan havalisinde soykırıma uğrayan Müslümanların sayısının 30.000'e vardığı, muhafazası Ermenilere verilen Osmanlı esirlerinin çok kötü muamele gördükleri ve tüfek dipçikleriyle öldürüldükleri..." (Ermenilerin Türklere Yaptıkları Mezalim ve Soykırımın Arşiv Belgeleri, 2001, s. 44-45).

3. Bolşevik İhtilali, Brest-Litovsk Antlaşması ve Kısa Süren Kurtuluş (1917-1918)

1917 Şubat'ında Çarlık rejiminin çöküşü ve Ekim ayında Bolşeviklerin iktidarı ele geçirmesi, Kafkasya'daki güç dengelerini kökünden değiştirmiştir. Rusya'da patlak veren iç savaş, Çarlık ordusunun Kafkas cephesinden çekilmesine yol açmış; bu durum, kırk yıldır esaret altında yaşayan Elviye-i Selase halkı için yeni bir umut ışığı yakmıştır. 18 Aralık 1917'de Osmanlı Devleti ile Sovyet Rusya arasında imzalanan Erzincan Mütarekesi gereğince Rusya bölgeden çekilmeye başlamıştır.

Asıl dönüm noktası ise 3 Mart 1918'de imzalanan Brest-Litovsk Antlaşması olmuştur. Bu antlaşmanın 4. maddesi, bölgenin geleceğini hukukî olarak belirleyen kritik hükmü içermekteydi: "Ardahan, Kars ve Batum Sancakları dahi derhal Rus askerleri tarafından tahliye edilecektir... Ayrıca bunların ahalisini bu yeni durumu komşu hükümetler ve özellikle Osmanlı Devleti ile bil-ittifak tayin hususunda muhtar bırakacaktır." (Demirci, 2015, s. 387). Bu hüküm, yalnızca toprakların iadesini değil, aynı zamanda bölge halkına kendi kaderini tayin hakkı tanıyan bir self-determinasyon prensibini de içermekteydi.

Antlaşmanın sağladığı hukukî zemine dayanan Osmanlı Devleti, bölgeyi kurtarmak için derhal harekete geçmiştir. Türk birlikleri 25 Mart'ta Oltu'yu, 28 Mart'ta Artvin'i, 3 Nisan'da Ardahan'ı ele geçirmiştir. Batum'un teslimi için Batum Kalesi Muhafız Komutanlığı'na gönderilen telgrafta şu ifadelere yer verilmiştir:

«Brest-Litovsk Anlaşmasına göre, Batum sancağı, şehirle beraber Batum'u çevreleyen kaleler, tüm askeri kaynaklarla birlikte, mümkün olan en kısa sürede tarafımıza teslim edilmelidir... Daha fazla kan dökülmesini önlemek, Gürcistan birliklerinin onurunu ve haysiyetini korumak adına yapılacak olan bu insanlık ve dostane çıkarlara dayanan anlaşmanın cevabını sabırsızlıkla bekliyorum.» (COA, YB.21.7/56-1)

Bu uyarının karşılıksız kalması üzerine Türk ordusu 14 Nisan 1918'de Batum'a girmiş; 25 Nisan'da da Kars ele geçirilmiştir. Kırk yıllık Rus işgali sona ermiş; Elviye-i Selase yeniden anavatana kavuşmuştur. Türk ordusunun bölgedeki harekâtı sırasında ırk, mezhep ve din ayrımı yapılmaması, İsveç basınında dahi yankı bulmuş; "Türk Ordusu Ahalinin Mal ve Canını Himaye Ediyor" başlıklı haberler yayınlanmıştır (COA, HR. SYS. 2453-65/1-11).

Ancak bu sevinç uzun sürmemiştir. Birinci Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi, Osmanlı Devleti'ni ağır şartlarla bağlamış; mütarekenin 7. maddesi İtilaf Devletleri'ne güvenliklerini tehdit altında gördükleri herhangi bir stratejik noktayı işgal etme hakkı verirken, 11. maddesi Osmanlı ordusunun İran'ın kuzeybatısından ve Kafkasya'dan çekilerek 1914 sınırlarına dönmesini emretmiştir. 15. madde ise Bakü ve Batum'un İtilaf Devletleri tarafından işgal edileceğini açıkça belirtmekteydi (Saylan, 2010, s. 279-280).

Böylece, henüz birkaç ay önce anavatana kavuşmanın sevincini yaşayan bölge halkı, kendisini Ermeni ve Gürcü tehdidi karşısında savunmasız bulmuştur. İngilizlerin asıl amacı, Elviye-i Selase'yi Ermenilerin kontrolüne bırakarak bölgedeki Türk varlığını sona erdirmekti (Aydın & Ergün, 2019, s. 312).

4. Şuralar Dönemi: Yerel Direnişten Merkezî Hükümete (Ekim-Kasım 1918)

Mondros Mütarekesi'nin uygulanmaya başlamasıyla birlikte, Elviye-i Selase'deki Türk ve Müslüman ahali kendisini tam anlamıyla iki ateş arasında bulmuştur: bir yanda Ermeni çetelerinin zulmü ve katliamları, diğer yanda Gürcü yayılmacılığı. Bu ölüm kalım mücadelesi ortamında, bölge halkı kendi öz savunma mekanizmalarını oluşturmakta gecikmemiştir.

Bu süreçte en kritik rolü, bölgede bulunan 9. Ordu Kumandanı Yakup Şevki Paşa üstlenmiştir. Paşa, İngilizlerin Osmanlı Harbiye Nezareti'ne yaptığı baskıya rağmen bölgenin tahliyesi için verilen emirleri protesto ederek değerli bir zaman kazandırmış; dahası, ordudan terhis edilecek subay, çavuş, onbaşı ve erlerden gönüllü olarak kalmak isteyenlere silah, cephane ve para bırakarak millî direnişin askerî altyapısını oluşturmuştur (Demirci, 2015, s. 388; Kırzıoğlu, 1960, s. 8). Dönemin Kars Mutasarrıfı Hilmi Uran da hatıralarında, Y. Şevki Paşa'nın Kars'taki yönetimi kendi eliyle İngilizlere teslim etmemek için bölgede millî bir teşkilatlanmaya gidilmesini sağlamaya çalıştığını, bölgenin yönetimini ilgili teşkilata teslim ederek çekilmeye karar verdiğini aktarmıştır (Uran, 1959, s. 109).

Bölgesel Hükümetlerin Kuruluş Kronolojisi:

• 29 Ekim 1918: Ahıska Hükümet-i Muvakkatası — Ömer Faik Bey başkanlığında, merkezi Ahıska. 1828 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan beri aradan yüz yıl geçmesine rağmen varlığını koruyan Türk-İslam nüfusu, kendi hükümetini kurarak şehrini korumak için ittifak arayışlarına girmiş; hatta bölgedeki Ermeni nüfusun ileri gelenleriyle dahi işbirliği yapmayı gerekli görmüştür. Gürcülere karşı etkin bir mücadele verilmiştir (Aydın & Ergün, 2019, s. 308).

• 3 Kasım 1918: Aras Türk Hükümeti — Emir Bey Ekberzade başkanlığında, merkezi Iğdır. Bölgede yaşanan Ermeni katliamlarına karşı koymaya çalışmış; Ermeni zulmü için gerekli tedbirleri almıştır. Her iki hükümet de nihaî olarak Osmanlı Devleti'ne katılmayı hedeflemiştir.

• 5 Kasım 1918: Kars İslam Şurası — Borçalılı Kepenekçi Emin Ağa, Kağızmanlı Ali Rıza (Ataman) Bey, Sarıkamışlı Piroğlu Fahrettin (Erdoğan) Bey, Karslı Sarıhaliloğlu Muhlis ve Orenburglu Mamiloğlu Tevhidüddin Bey'den oluşan beş kişilik bir heyet tarafından kurulmuştur.

Kars İslam Şurası'nın kuruluşu, aynı zamanda Wilson Prensipleri'nin 12. maddesine dayandırılmıştır. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Woodrow Wilson'ın 8 Ocak 1918'de Amerikan Kongresi'nde yaptığı konuşmada açıkladığı 14 maddelik prensiplerin 12. maddesi şu hükmü içermekteydi: "Osmanlı İmparatorluğu içerisinde Türklerin yaşadığı yerlerde kesin olarak egemenlikleri sağlanmalıdır; fakat Türk egemenliği altında yaşayan diğer uluslar da güvenli bir hayat ve özerk gelişim konusunda rahat bırakılmalıdırlar." (Leonard, 1918, s. 92-99). İşte bu madde, Kars İslam Şurası'nın ve daha sonra Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti'nin uluslararası hukuk nezdindeki en önemli dayanağını oluşturmuştur (Arslan & Tekir, 2010, s. 4).

5. Kars Kongreleri: Şuradan Hükümete Giden Yol

I. Kars Kongresi (14 Kasım 1918)

Kars İslam Şurası'nın kuruluşundan yalnızca dokuz gün sonra, 14 Kasım 1918'de Birinci Kars Kongresi toplanmıştır. Oltu, Ardahan ve Kağızman sancakları ile buralara bağlı kazalardan gelen temsilcilerin katılımıyla gerçekleşen bu ilk kongrede, Piroğlu Fahrettin Bey'in başkanlığında 8 kişilik bir "Muvakkat Heyet" (Geçici Heyet) seçilmiş; Kars Sancağı'nda "Millî İslam Şurası Merkez-i Umumisi" adıyla yerli bir hükümetin kurulması kararlaştırılmıştır. Bu heyette Yenigazili Hayrullah, Revan muhacirlerinden Ahmet oğlu Tagi, Karaçantalı Hacı oğlu Ahmet, Ahıska'dan Apsal ve Behçet Beyler, Akbaba'dan Albay İsrafil ve öğretmen İstefan Vafyettin gibi isimler yer almıştır (Gökdemir, 1989, s. 65; Demirci, 2015, s. 388-389).

Kongrenin aldığı diğer önemli kararlar arasında; Türk ordusunun çekilmek zorunda kalmasıyla boşaltılan mevzilerin doldurulması, bina ve silahların teslim alınması, 30 Kasım 1918'de Kars'ta daha büyük bir kongre toplanması ve Elviye-i Selase çevresinde Kars Millî İslam Şurası şubelerinin açılması bulunmaktaydı. Kongre sonunda Kars Millî Şurası'nın ilk reisi olarak Kepenekçi Emin Ağa, yardımcısı olarak da Piroğlu Fahrettin Bey seçilmiştir (Kırzıoğlu, 1960, s. 8).

II. Kars Kongresi (30 Kasım - 2 Aralık 1918)

İkinci Kars Kongresi, tam 70 delegenin katılımıyla toplanmıştır. Delegeler; Ordubad, Nahçıvan, Kamerli, Sürmeli (Iğdır), Serdarabad, Doğu Şuregel, Ahılkelek, Ahıska ve Elviye-i Selase'nin dört bir yanından gelmişlerdir. Üç gün süren kongre sonunda alınan kararlar, bölgenin kaderini belirlemiştir (Memmedli & Tanrıverdi, 2008, s. 168-169):

«1- Batum'dan Ordubad'a, Ağrı'dan Azgur'a kadar, Türk ve Müslüman halkın çoğunlukta olduğu yerlerden Osmanlı Ordusu çekilince, idare ve korunma işlerine bakmak için merkezi Kars'ta olmak üzere Milli İslâm Şûrası adı altında bir hükümet kurulması. 2- 12 kişiden oluşan bir Merkez Temsilciler Heyeti'nin seçilmesi. 3- Millî Şûra Ordusu'nun kurulması. 4- Galip devletlerin ve İngiltere'nin tutumu ne olursa olsun, anavatana ve İslâm halifeliğine bağlı kalmaya çalışılması, Türk bayrağının kullanılması ve Türk kanunlarına göre adli ve idari işlerin yürütülmesi.»

Alınan bu kararlar neticesinde Kars Millî İslam Şurası Hükümeti kurulmuş; başkanlığına Cihangiroğlu İbrahim (Aydın) Bey, yardımcılığına ise Kepenekçi Emin Ağa seçilmiştir. Millî Şura Hükümeti şu üyelerden oluşuyordu: Karslı Cihangiroğlu Hasan Bey, Cihangiroğlu İbrahim Bey, Divriğili Piroğlu Fahrettin Bey, Çıldırlı Doktor Esat Bey, Akbabalı Hacı Asbatoğlu, Kerbelayî Mehmet Bey, Karaçantalı Hacıoğlu Ahmet Bey, Molla Bilal Bey, İrevanlı Ahundoğlu Taki Bey, Iğdırlı Ali Beyoğlu Mehmet Bey, Gümrülü Halıcıoğlu Yusuf Bey ve Borçalılı Kepenekçi Emin Ağa (Gökdemir, 1989, s. 69).

6. Ardahan Kongreleri: Ulusal Nitelikte Bir Direniş Çağrısı

I. Ardahan Kongresi (3-5 Ocak 1919)

Kars'taki kongreler süreci devam ederken, Ardahan'da da benzer bir teşkilatlanma hamlesi başlamıştır. 6 Kasım 1918'de Ardahan Hükümet Mahalliye Reisi Binbaşı Salih Bey, 9. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa'ya başvurarak mahallî bir cemiyet oluşturmak ve millî mukadderatlarını hükümete bildirmek için delege seçmek istedikleri talebini iletmiştir. Paşa'nın onayı üzerine, Ahıska'dan Ardahan'a çekilen 3. Tümen Komutanı Halit Bey'in başkanlığında, İttihatçılardan Dr. Hakkı Cenap, Dr. Abidin (Ağacıkoğlu), Dr. Fuat Sabit, Filibeli Hilmi, Baytar Kaymakamı Arif, Ebulhindli Köseoğlu Cafer (Erçıkan) ve Ardahan Kaymakamı Haşimoğlu Rasim (Acar)'in katılımları ile 3-5 Ocak 1919'da Birinci Ardahan Kongresi toplanmıştır (Aydın & Ergün, 2019, s. 311).

Kongrede alınan kararlar, mücadelenin yalnızca Elviye-i Selase ile sınırlı olmadığını, tüm vatanın kurtuluşunu hedeflediğini ortaya koymaktadır: Mondros Mütarekesi şartlarını çeşitli sebep ve bahanelerle uygulamamak; eldeki silâhları teslim etmeyerek yeniden silahlanmak için çeşitli yollar aramak; yeni kurtulmuş olan Ahıska ve Elviye-i Selase'yi oluşturan topraklarla birlikte anavatanı da kurtarmak için geniş ölçüde teşkilat kurarak zafere ulaşıncaya kadar mücadele etmek; vakit kaybetmeden Millî Şura Hükümeti bölgeleri temsilcileriyle Ardahan'da yeni bir kongre yapmak. Bu kararlar, I. Ardahan Kongresi'ni Elviye-i Selase ile sınırlı kalmayan, ulusal nitelikte bir kongre haline getirmiştir (Gökdemir, 1994).

II. Ardahan Kongresi (7-9 Ocak 1919)

Birinci kongrenin hemen ardından, 7-9 Ocak 1919 tarihlerinde Erzurum, Trabzon ve Kars delegelerinin katılımıyla İkinci Ardahan Kongresi toplanmıştır. Bu kongrede alınan en önemli karar, şüphesiz ki "Kars merkez olmak üzere Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti Muvakkata-i Milliyesi'ni kurmak üzere büyük bir kongre yapmak" olmuştur. Ayrıca, geri çekilen 9. Ordu'dan silah ve malzemelerin, ordudan ayrılan gönüllü er ve erbaşların, halktan toplanan gönüllüler ile subayların idaresinde düzenli askerî birlikler kurarak Ermeni ve Gürcülere karşı koymak; Batum'da yayınlanan "Sada-i Millet", Trabzon'da "İstikbal" ve Erzurum'da "Albayrak" gazeteleri vasıtasıyla içeride halkı bilinçlendirmek ve dışarıya yapılacak yayınlarla millî hakları tanıtmak; eldeki silahları kesinlikle İngilizlere ve onların ortaklarına teslim etmemek gibi kararlar alınmıştır (Aydın & Ergün, 2019, s. 311-312).

7. Osman Server Atabek: Ahıska Atabeyleri Soyundan Bir Cumhuriyet Diplomatı

Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti belgelerinde sıklıkla "Osman Server Bey" olarak zikredilen ve hükümetin Batum temsilciliği gibi hayatî bir görevi yürüten Osman Server Atabek, aslında Ahıska bölgesinin en köklü ve tarihî ailelerinden birine mensuptur. Soyu, Posof yakınlarındaki Caksu Kalesi'nin adıyla 13. yüzyıldan itibaren tarih sahnesine çıkan ve 1267'de bağımsız Samtshe Atabeyliği'ni (Gürcü kaynaklarında Saatabago, yani Atabeyler Yurdu) kuran Kıpçak asıllı Ahıska Caksu Atabeyleri sülalesine dayanmaktadır (Hacılı, 2009, s. 569-572).

Osman Server Bey, bu kadim sülalenin son temsilcilerinden Feyzulla Bey'in oğlu olarak 20 Ağustos 1886'da Ahıska'da doğmuştur. Annesi Zeyneb Hanım, dönemin tanınmış münevverlerinden ve Doğu dilleri mütehassısı Feyzihan oğlu Hüseyin Efendi'nin kızıdır. Babası Feyzulla Bey, bölgedeki Türk-Müslüman halkın hakimi olarak tanınmış; Çar II. Nikolay tarafından bölgeye resmen hakim tayin edilmiş; ancak daha sonra Ermeniler tarafından zehirlenerek katledilmiştir (Hacılı, 2009, s. 569-572).

Ahıskalı Ömer Faik Efendi'den ilahiyat ve Türk dili dersleri alan Osman Server Bey, 1904'te Tiflis'te real gimnazyumu bitirmiş; ardından Petersburg'da, Almanya'nın Saksonya bölgesinde ve Breslau Üniversitesi'nde mühendislik, ziraat ve hukuk eğitimi almıştır. 1917'de vatanına döndüğünde, tüm hayatını millî mücadeleye ve siyasî-askerî faaliyetlere adamıştır. Ahıska-İğdır bölgesindeki Türk nüfusunun Rus, Bolşevik ve Ermeni kırımlarından kurtulması, bizzat onun şecaati, komutanlık yeteneği ve teşkilatçılığı sayesinde mümkün olmuştur. Kişisel servetini ve atabey neslinden kalan tüm mal varlığını bu uğurda harcamıştır. Ahıska'yı Nisan 1918'de Ermeni çetelerinden temizleyen de yine Osman Server Atabek olmuştur (Hacılı, 2009, s. 569).

Osman Server Bey, Ahıska-Ahılkelek Müslümanları Millî Şurası'nı kurmuş; bu şura 25 Aralık 1919'da Ahıska'nın muhtariyetini ilan etmiştir. Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti bünyesinde üstlendiği Batum Temsilciliği görevi, onun diplomatik kariyerinin zirvesini teşkil etmiştir. 17-18 Ocak 1919'da hükümetin kuruluş haberi Batum'a ulaştığında, Osman Server Bey derhal harekete geçerek İngiliz Generali Forestier-Walker'a yeni hükümetin varlığını resmen bildirmiş ve İngiliz askerî makamları nezdinde ilk tanınmayı sağlamıştır. Ayrıca Batum ve çevresinde Millî Şura şubeleri açarak millî teşkilatlanmayı güçlendirmeye çalışmıştır (Aydın & Ergün, 2019, s. 316).

1921 Moskova Antlaşması sonrasında Ahıska'nın Sovyetler Birliği'ne bırakılması üzerine, Osman Server Bey de pek çok soydaşı gibi Türkiye'ye göç etmek zorunda kalmıştır. Ayrılışından birkaç gün önce, yıllarca hizmetinde çalışan bağbanı Şahmurad'a şöyle demiştir: "Şahmurad, hakkını helal et. Benim için Vatan evaz olunmazdır. Ancak vaziyeti sen görüyorsun. Böyle yaşayıp tahkir olunmaktansa gitmek iyidir." Yola çıkmadan önce Şahmurad'dan son bir ricada bulunmuştur: "Bağımızda olan meyve ve gül ağaçlarından orada ekmek için kalem kesip bana çatdır. Vatan hasretimi o ağaçlardan alım." (Hacılı, 2009, s. 569-572).

Türkiye'deki yeni hayatında madencilik ve bilim alanlarında çalışan Osman Server Atabek, 1924'te Ardahan'dan TBMM'ye milletvekili seçilerek siyasî kariyerini taçlandırmıştır. Ne yazık ki 1962 yılında, torunu Feyzulla ile birlikte bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Adı, Ahıskalı Türkler ve tüm Türk dünyası tarihine altın harflerle yazılmaya layıktır (Hacılı, 2009, s. 569).

8. III. Kars Kongresi ve Cumhuriyetin İlanı (17-18 Ocak 1919)

II. Ardahan Kongresi'nde alınan karar gereğince, tüm bölgesel şuraları tek bir çatı altında birleştirecek Büyük Kongre, 17-18 Ocak 1919'da Kars'ta toplanmıştır. Kars, Ardahan, Batum sancaklarından; Ahıska, Ahılkelek, Çıldır, Akbaba, Şuregel, Zarşad, Penek, Sarıkamış, Horasan, Digor-Sürmeli, Iğdır ve Nahçıvan'dan gelen 131 temsilcinin katılımıyla gerçekleşen III. Kars Kongresi, Millî Şura Hükümeti'nin adını "Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti Muvakkata-i Milliyesi" (Güneybatı Kafkasya Geçici Ulusal Hükümeti) olarak değiştirmiştir. Başkanlığa yine Cihangiroğlu İbrahim Bey seçilmiştir (Gökdemir, 1989, s. 90; Arslanoğlu, 1986, s. 146).

Kongrede alınan karar gereği, hükümetin kabinesi şu isimlerden teşekkül etmiştir (Tunaya, 1952, s. 488-489; Gökdemir, 1989, s. 90):

Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti Kabinesi:

Parlamento Reisi: Çıldırlı Dr. Esat Bey
Dâhiliye Nazırı (İçişleri Bakanı): Kağızmanlı Ali Rıza (Ataman) Bey
Hariciye Nazırı (Dışişleri Bakanı): Divriğili Piroğlu Fahrettin (Erdoğan) Bey
Harbiye Nazırı (Savunma Bakanı): Cihangiroğlu Hasan Han Bey
Adliye Nazırı (Adalet Bakanı): İrevanlı Hâkim Ağabababeyoğlu Abbas Ali Bey
Maliye Nazırı: Gümrülü Hüdai Beyoğlu Mehmed Bey
Maarif Nazırı (Millî Eğitim Bakanı): Mihail Andreyanof (Ksenefon) — Rum asıllı bakan
İaşe Nazırı (Tedarik/Gıda Bakanı): Hasanbeyoğlu Mehmed Bey
Nafia Nazırı (Bayındırlık Bakanı): İrevanlı Mühendis Mahmud Bey
Ziraat, Orman ve Ticaret Nazırı: Ali Ekber Nazım Bey
Telgraf, Posta ve Telefon Müdürü: Arlof

Kabinede Rum asıllı iki bakanın bulunması (Pavlo Camuşov ve Stefanos Vafiades), hükümetin etnik ve dinî kapsayıcılığının en somut göstergelerinden biridir. 25 Mart 1919'da toplanan Meclis, hükümet-i muvakkatenin (geçici hükümet) hükümet-i daimeye (daimî hükümet) dönüştürülmesine karar vererek devletin adını "Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti Cumhuriyesi" olarak belirlemiştir (Gökdemir, 1989, s. 147-148; Karagöz, 2005, s. 111). Hükümet reisi İbrahim Bey'in sıfatı da "Cumhurreisi" (Cumhurbaşkanı) olmuştur. Hariciye Nazırı Fahrettin Erdoğan, cumhuriyetin kuruluş tarihi olarak 25 Mart'ı değil, anayasanın kabul edildiği 18 Ocak 1919'u göstermiştir. Gerçekten de 25 Mart'ta ilan edilen Cumhuriyet, zaten var olan durumun resmî adlandırmasından ibarettir (Tanör, 1998, s. 123-124).

Hükümetin sınırları; kuzeyde Gürcistan, doğuda Ermenistan ve Azerbaycan, güneyde İran ve Osmanlı Devleti, batıda yine Osmanlı Devleti ve Karadeniz ile çevrili olup; Batum, Kars ve Ardahan vilayetleri ile Ahıska Sancağı, Sürmeli civarı, Ahılkelek kazasının batısı ve Eçmiyazin Sancağı'nın güneybatı topraklarından oluşmaktaydı. Nüfusu, Hükümet Mektûbî Kalemi'nin 1 Nisan 1919 tarihli kaydına göre toplam 1.738.478'dir; bunun 1.534.824'ü Müslüman, 227.324'ü ise Rus, Rum ve Malakan'dır. Bu nüfusun 1.511.154'ü İslam nüfus olarak kaydedilmiştir (K76G30B30-1001).

9. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu: Anadolu'nun İlk Anayasası

III. Kars Kongresi'nin en önemli icraatlarından biri, hiç şüphesiz 18 maddelik Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nun (Anayasa) kabul edilmesidir. Bu anayasa, adından başlayarak (Osmanlı geleneğindeki "Kanun-i Esasi" yerine "Teşkilat-ı Esasiye" tabirinin kullanılması) yepyeni bir başlangıcı simgelemektedir. Nitekim 1921 tarihli TBMM Anayasası da aynı adı taşıyacak; böylece bu küçük cumhuriyet, Türkiye'nin kurucu anayasasına isim babalığı yapacaktır (Tanör, 1998, s. 118-122).

Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nun Tam Metni (18 Madde):

Madde 1: Hükümet, Cenub-i Garbî Kafkas Cumhuriyeti namını taşıyacaktır.
Madde 2: Cenub-i Garbî Kafkas Cumhuriyeti, hududunu Batum'dan Nahcivan'a kadar ulaştırarak, bu sınır içerisinde barış sağlanıncaya kadar muhafazayı üstlenmiştir.
Madde 3: Hükümetin bayrağı beyaz, yeşil ve siyahtan oluşan üç renkli zemin üzerine dikilen ay yıldızlı Türk Bayrağı olarak kabul edilmiştir.
Madde 4: Cenub-i Garbî Kafkas Hükümeti sınırları dâhilinde resmî dil Türkçedir. Bütün resmî ve gayriresmî muameleler ve öğretim Türkçe olacaktır.
Madde 5: Milletvekili seçimi: On bin nüfustan bir mebus seçilecek, 18 yaşını tamamlayan her vatandaş —kadın ve erkek— seçime iştirak edecektir.
Madde 6: Her vilayet ve kazada millî şuranın şubeleri açılacak, bunların faaliyeti için her türlü destek sağlanacaktır.
Madde 7: Türk millet ve hükümetini rencide edici her türlü muameleden kati suretle kaçınılacaktır.
Madde 8: Tüm askerî şube ve teşkilatlar Türk Devleti'nin kabul ettiği usul dairesinde tatbik edilecektir. Türkiye Devleti ile irtibatın sağlanması için daimî bir heyet Türkiye'de bulunacaktır.
Madde 9: Mülkiye teşkilatları babında sekizinci maddede zikredilen usul aynen kabul edilmiştir.
Madde 10: Cenub-i Garbî Kafkas Hükümeti, komşu hükümetlerle daima dost ve iyi geçinmeyi ilke edinecektir.
Madde 11: Eğer Avrupa hükümetleri Vilayat-ı Sitte'yi (Erzurum, Sivas, Van, Bitlis, Elazığ, Diyarbakır) Türkiye'den alıp ahir bir hükümete verme kararını alırlarsa, Hükümetimiz Türkiye'den ayrılmamayı kesin olarak kabul etmiştir.
Madde 12: Azınlıkların hukukları aynen muhafaza edilecektir.
Madde 13: Müslümanlar arasındaki mezhep ayrılıklarına hürmet edilecek ve dini ayinlerin bir arada yapılması sağlanacaktır.
Madde 14: Seçimlerin namzetsiz, demokrat ve bi-taraf, Türk'ün şan ve şerefine yakışacak şekilde yapılmasına dikkat edilecektir.
Madde 15: Valiler ve kumandanların tayin ve azilleri meclisin kararıyla olacaktır.
Madde 16: Millî Şûra Hükümeti, milletvekillerinin seçiminden sonra bazı kanun maddelerinin tebdiline salahiyettar olacaktır.
Madde 17: Milletvekillerinin yaşları 25'ten yukarı olacaktır.
Madde 18: Bu kanunun icrasına, Millî Şûra Hükümet Mümessilleri ile Hükümet Reisi memur edilmiştir.

Bu anayasa, Bülent Tanör'ün de belirttiği gibi, "anayasa dili ve sistematiğinden yoksun olmasına, yer yer bir parti ya da hükümet programını andırmasına karşılık, bir devletin ana kuruluşunu ilgilendiren kurallar da koymuştur." (Tanör, 1998, s. 118-122). Anayasada yönetimin adı, sınırları, bayrağı, resmî dili, yasama organı ve seçimi, askerî ve mülkî teşkilat, dinî güvenceler, azınlıklara saygı gibi devletin temel unsurları düzenlenmiştir. En dikkat çekici hususlardan biri, 18 yaşını tamamlayan kadın ve erkeklerin oy kullanma hakkına sahip olduğunu belirten 5. maddedir. Bu, 1919 gibi çok erken bir tarihte, birçok Batılı devletten önce kadınlara seçme hakkı tanıyan son derece ileri görüşlü bir düzenlemedir.

Anayasanın kuvvetler birliğine dayanan meclis hükümeti sistemini benimsemesi, III. Kars Kongresi'nin adeta bir meclis gibi davranarak hükümet reisinin yanı sıra bakanları da bizzat seçmesi, yüksek askerî ve mülkî görevlere kongre tarafından atamalar yapılması ve azil yetkisinin de yine Meclis'e ait olması; bu modelin 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'na ve dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu anayasal yapısına esin kaynağı olduğunu açıkça göstermektedir (Tanör, 1998, s. 118-122).

10. Diplomatik Mücadele: Tanınma Arayışı ve İngilizlerle İlk Temaslar

Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti, varlığını sürdürebilmek için çok yönlü bir diplomasi yürütmüştür. Hükümet resmen kurulduktan hemen sonra tanınma faaliyetlerine ağırlık vermiş; bu doğrultuda İstanbul'a bir heyet gönderilerek Osmanlı devlet adamları ile görüşülmüş; İngiliz, Fransız, İtalyan ve Amerikan temsilcileri nezdinde girişimlerde bulunulmuştur. Hariciye Nazırı Fahrettin Erdoğan, İngiliz Yüzbaşı Farel ve General Thompson ile kritik görüşmeler gerçekleştirmiş; hükümet adına General ile görüşen Mamiloğlu Tevhidüddin Bey, gayrimüslim nüfusun Müslüman çoğunluğa hükmedemeyeceğini açıkça ifade etmiştir (Gökdemir, 1989, s. 97; Ural, 2009, s. 191-192).

Hükümetin Batum'daki resmî yayın organı olan ve haftada üç defa çıkarılan "Sada-yı Millet" gazetesinin yanı sıra; Erzurum'da çıkan "Albayrak" ve Trabzon'da çıkan "İstikbal" gazeteleri de hükümeti destekleyen yayınlar yapmıştır (Aydın & Ergün, 2019, s. 316). Hükümetin İstanbul'daki murahhasları Ali ve Asaf Beyler ile Ardahanlı Behcet Bey, İtilaf Devletleri temsilcileri nezdinde hükümetin varlığını kabul ettirmeye çalışmışlardır (K76G6B6-1001).

Hükümet ayrıca, dönemin pan-Asyacılık akımlarından da etkilenerek Japonya İmparatoru'na bir mektup yazmış ve siyasî varlığının tanınmasını talep etmiştir. Mektupta şu çarpıcı ifadeler yer almaktadır: "Asya Asyalılarındır davasının alemdarı sıfatı ile size müracaat ederiz ki, Kars İslam Şurası Hükümeti'nin mevcudiyet-i siyasiyesinin tanınmasında müzaheretinize mazhariyyeti, bir Asyalı olarak rica ederiz." Bu girişim, hükümetin diplomatik vizyonunun yalnızca bölgesel olmadığını, daha geniş bir anti-emperyalist dayanışma arayışında olduğunu göstermektedir.

Tümgeneral G. T. Forestier-Walker, 6 Ocak 1919'da Ermenistan Dışişleri Bakanı Tigranyan ile Gümrü'de bir toplantı yapmış; bölgeyi İngiliz askerî egemenliği altına sokmaya dair planlarını açıklamıştır. Ertesi gün Arpaçay'ı geçerek Kars bölgesine girmiş ve treninde Yakup Şevki Paşa'yla gerçekleştirdiği görüşmede sekiz maddelik bir muhtıra sunmuştur. Bu maddeler arasında en kritik olanları; askerî vali görevindeki temsilcinin 12 Ocak'ta Ermenistan Hükümeti'nin sağlayacağı 200 asker ve sivil yetkililerin eşliğinde Kars'a geleceği, İngiliz askerî valisinin yönetiminde hareket eden Ermeni yetkililerin 15 Ocak'ta Gümrü'den Kars'a kadar olan bütün demiryolu ve telgraf hatlarını denetim altına alacağı ve Türklerin tahliye işlemini 25 Ocak'a kadar tamamlaması gerektiği şeklindeydi (Hovannisian, 1971, s. 203; Gökdemir, 1989, s. 83-84).

13 Ocak 1919'da 200 kişilik bir İngiliz müfrezesi nezaretinde, İngiliz Askerî Valisi Yarbay Temperley ve 50-60 kişilik bir Ermeni heyeti, General W. H. Beach yönetiminde Kars'a gelmişlerdir. Beach, hükümet yöneticilerine "İngiltere Hükümeti adına Ermeni Korganof'un Kars Valisi atandığını ve kendisine itaat edilmesi gerektiğini" resmen bildirmiştir. Ancak hükümet yetkilileri ve 2.000 kişilik halk kitlesi bu durumu şiddetle protesto etmiş; Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti üyeleri gece hazırladıkları notayı İngiliz heyetine sunmuştur. General Beach, beklenmedik bu direnç karşısında yöneticilerle görüşerek hükümetin Albay C. E. Temperley'nin emri altında çalışmasını kabul etmiş ve hükümeti resmen tanımak zorunda kalmıştır. 20 Ocak 1919'da Ermeni heyetini Gümrü'ye göndererek Kars'tan ayrılmıştır (Yazıcı, 2019, s. 161; Gökdemir, 1989, s. 88; Dilek, 2001, s. 110; Küçükuğurlu, 2000, s. 113).

11. Askerî Mücadele: Gürcü ve Ermeni Saldırılarına Karşı Direniş

Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti, diplomatik girişimlerinin yanı sıra, varlığını korumak için silahlı mücadele vermek zorunda da kalmıştır. Gürcüler, hükümetin sınırları içerisine yönelik sistematik saldırılar düzenlemişlerdir. Fahrettin Erdoğan'ın hatıralarında aktardığı üzere, Gürcülerle ilk silahlı çatışma şöyle gelişmiştir:

«Albay Temperley bir gün bir tezkere yazarak; dörder atlı iki kızağın hazırlanmasını, iki İngiliz subayının Ardahan'a oradan da Ahıska'ya gideceklerini bildirmiş ve bunlara iki rehber ve muhafız verilmesini istemişti. Kızaklar hazırlandı... Giden bu İngiliz subayı, 20000 kişilik bir Gürcü hazırlayarak, evvela Ahıska'yı sonra da Ardahan'ı işgal etmek için harekete başlıyorlar. Bunu haber alan Hükümetimiz, Göle ve Ardahan taburlarımızı Gürcistan hududuna sevkettirdi... Bir karanlık gecenin sabahında Gürcülerle ilk savaşımız başladı. Giden İngiliz subayları da iki kuvveti çarpıştırıp kendileri de yüksek bir yere çıkıp seyre dalmışlar. Bu vuruşma akşama kadar devam ettikten sonra, Gürcüler bozulup kaçmaya başladılar.» (Erdoğan, 1954'ten aktaran Aydın & Ergün, 2019, s. 316-317)

1 Mart 1919'da Azgur, 2 Mart'ta Ahıska ile Ahılkelek'i işgal eden Gürcüler, 16 Mart'ta Posof'a saldırmış; 20 Nisan'da Ardahan'ı işgal ederek Göle'ye kadar ilerlemişlerdir. Ancak Millî Şura askerleri tarafından durdurulmuşlardır. Gürcü saldırılarında Ahıska ve Ahılkelek'te 600'den fazla sivil şehit edilmiş; Ahıska'da 11 köy ile 7 cami, Posof'ta 10 köy ile 4 cami yakılmış; Ardahan'da da 1 köy tahrip edilmiştir. Netice olarak Türk kuvvetlerince bozguna uğratılmışlardır (Gökdemir, 1989, s. 126-131).

Ermeniler de benzer şekilde bölge halkına yönelik katliamlar gerçekleştirmişlerdir. 1 Ocak 1919'da Sarıkamış Karahamza Köyü'ne baskın yapmışlar; 4 Ocak'ta Serdarabad ve Erivan'dan Osmanlı topraklarına göç etmeye çalışan Müslümanlara saldırmışlar; 21 Ocak'ta Gümrü ve civarında 20-30 kişiyi kurşuna dizmişlerdir. Toplamda Hacı Halil Köyü, Yukarı Konatlı, Aşağı Konatlı, Iğdır, Tuzluca, Oluklu, Akdere, Tekneli, Aynalı, Berdik, Subatan ve Karakaş gibi otuz beş yerleşim yerinde yaklaşık 8.455 kişiyi şehit etmişlerdir (Altaş, 1989, s. 33; Gökdemir, 1989, s. 141-146).

12. İngiliz Darbesi: Parlamento Baskını ve Hükümetin Dağıtılması (13 Nisan 1919)

Hükümetin giderek güçlenmesi ve bağımsız bir siyasî otorite olarak tanınması, İngilizlerin bölgeye yönelik planlarını —yani bölgeyi Ermenilere teslim ederek bir Kafkas seddi oluşturma stratejisini— ciddî şekilde tehdit etmekteydi. Şubat ayının sonlarında, hükümete karşı ılımlı davrandığı ve Ermeniler konusunda başarılı olamadığı gerekçesiyle Albay Temperley görevden alınmış; yerine daha sert bir tutum sergileyeceği anlaşılan General V. Asser tayin edilmiştir (Yazıcı, 2019, s. 161-162).

Asser, Kars'a gelmeden önce Temperley, hükümet yetkililerine 12 maddelik çok sert bir nota vermişti. Bu notada; Kars ve çevresi Ermenilerinin hiçbir şarta bağlı olmadan geri dönüşlerinin kabulü, Millî Şura'nın Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti adı ile adlandırılmaması, hükümetin ticarî faaliyetlerini sadece Kars'ta sürdürüp Batum ve Nahcivan ile ilişki kurmaması ve Ermenilere yeterli derecede hububat verilmesi gibi ağır şartlar yer almaktaydı. Hükümet, 2 Mart 1919'da bu notanın tüm maddelerine red cevabı vermiştir (Yazıcı, 2019, s. 162).

26 Mart 1919'da Kafkasya İngiliz Ordusu Başkumandanı General W. M. Thompson bölgeye gelmiş; hükümetin dağıtılmasına yönelik nihaî planlarını devreye sokmuştur. Thompson'ın General Davie'ye verdiği talimatlar son derece açıktı: "Cenub-i Garbi Kafkas Cumhuriyeti en kısa zamanda dağıtılmalı ve liderleri sınır dışına çıkarılmalıdır. En ufak bir kuşku yaratacak olan Türkler tutuklanarak Tiflis'e gönderilmelidir." (Dayı, 1997, s. 148).

Nihaî darbe 12 Nisan 1919 Cumartesi günü gerçekleşmiştir. Yarbay Preston, Meclis'i ziyaret edeceğini bildirerek hükümet üyelerinin toplantı salonunda hazır bulunmalarını istemiştir. Saat 16.00 sularında Preston Meclis'e geldiği sırada, yaklaşık 4.500 İngiliz ve Hint askeri (Gurkalar ve Sihler) parlamento binasını kuşatmış; dışarıdan silah sesleri yükselmeye başlamıştır. Hovannisian'ın belirttiğine göre baskında 3 kişi hayatını kaybetmiştir (Hovannisian, 1971, s. 220; Yazıcı, 2019, s. 162-163).

Fahrettin Erdoğan'ın hatıraları, parlamento baskınının biraz daha farklı bir anlatımını sunmaktadır: "İngilizler 12 bin İskoçyalı ve Yeni Zelandalı askerleri, mevkii müstahkemlere yerleştirdikten sonra, Kars'ın yüksek binalarından balkonlarına ve köşe başlarına da makineli tüfekler yerleştirerek, meclis müzakerede iken bir İngiliz subay, bir bölük İngiliz askeri ile meclisin etrafını kuşatmıştır. Bir subay, toplantı salonuna girerek, elinde bulunan bir listeyi ortada durarak okumaya başlamıştır. En başta, Reisicumhur Cihangiroğlu İbrahim dediğinde: İbrahim Bey orta yere sıçrayıp gelerek 'Benim' demiş ve arkadaşlarına dönerek 'Arkadaşlar korkmayın, bizi tutup götürecekler' diye eklemiştir." (Erdoğan, 1954, s. 206-207).

İngiliz Kafkas Ordusu Başkumandanı General Thompson'un 10 Nisan 1919'da Tiflis Şark Matbaası'nda bozuk bir Türkçe ile bastırdığı ve 13 Nisan'da uçaklarla şehre dağıttığı beyannamede; İngilizlerin asayişi sağlamak için Kafkasya'ya geldiği, Kars Şurası'nın bu asayişi bozduğu için ortadan kaldırıldığı, ahalinin bundan sonra İngiliz askerî yetkilisinin emrine uyarak işiyle gücüyle uğraşması gerektiği belirtiliyordu. Yarbay Preston imzalı 13 Nisan 1919 tarihli diğer bir beyannamede ise; Ardahan, Oltu, Sarıkamış, Kağızman ve Karaurgan ahalisine hitaben, halkın elinde bulunan bütün silahların 16 Mayıs'a kadar belirtilen yerlere teslim edilmesi isteniyor; bu tarihten sonra silah ve cephane bulunduran kişilerin Divan-ı Harbe verileceği bildiriliyordu (Gökdemir, 1989, s. 158).

13. Tutuklama Süreci: Kars'tan İstanbul'a Uzanan Esaret Yolu

Parlamento baskınının ardından İngilizler, Cumhurbaşkanı Cihangiroğlu İbrahim Bey ve daha önce adlarını saptadıkları toplam 12 kişiyi tutuklamışlardır. İngiliz arşiv belgelerine (FO 371/4174/ Code W44 File 1270, papers 85628-160889) göre tutuklanan hükümet üyeleri ve unvanları şöyledir (Yazıcı, 2019, s. 164-165):

13 Nisan 1919'da Tutuklanan Hükümet Üyeleri:

1. Cihangiroğlu İbrahim Bey — Hükümet Reisi (Cumhurbaşkanı)
2. Cihangiroğlu Hasan Han Bey — Harbiye Nazırı (Savunma Bakanı)
3. Pavlo Camuşov — Rum Milletvekili
4. Vafiades Stefani — Rum Sosyal Yardım Bakanı (Muhacir Müdürü)
5. Simon Raçinski — Rus (Polonyalı) Milletvekili
6. Yusuf Bey Yusufov (Yusufoğlu) — İaşe Nazırı (Gıda Bakanı)
7. Tevhidüddin Mamilof — Polis Genel Müdürü
8. Musa Bey Salahov — Kars Polis Komiseri
9. Muhlis Mehmedov — Posta ve Telgraf Genel Müdürü
10. Cihangiroğlu Aziz Bey — Adliye Nezareti Üyesi
11. Mehmed Bey Alibeyzade — Kars Valisi
12. Ali Rıza (Ataman) Bey — Dâhiliye Nazırı (Malta'ya götürülmemiş; Batum'da sorgu sırasında firar etmiştir)

Hariciye Nazırı Fahrettin Erdoğan, Yakup Şevki Paşa'dan askerî yardım istemek ve Osmanlı Hükümeti ile görüşmeler yapmak üzere, 29 Mart 1919'da hükümet tarafından kendisine verilen bir itimadname ile Erzurum'a gönderildiği için son anda tutuklanmaktan kurtulmuştur (Saylan, 2010, s. 281).

Tutuklanan hükümet üyeleri, meclis binasının önünde beklemekte olan zırhlı kamyonlara doldurularak Kars'taki tren istasyonuna götürülmüşlerdir. Yanlarına hiçbir şey almalarına izin verilmemiş; İngiliz Askerî Yetkilisi, her nereye sevk edilirlerse edilsinler tüm gereksinimlerinin karşılanacağını İngiliz Hükümeti adına bildirmiştir. Ancak hem yolculuk sırasında hem de Malta'da bu sözün hiçbir şekilde tutulmadığı, mektuplardan ve hatıralardan açıkça anlaşılmaktadır. Dahası İngilizler, Cihangiroğlu İbrahim Bey ve diğer hükümet yetkililerini tutukladıktan sonra ev ve eşyalarını yağma etmişler; kadınların eşyalarına varıncaya kadar her şeye el konulmuş; hatta Kars'ta gasp edilmiş eşyaları satmak ve sergilemek için bir pazar kurulmuş ve kadınların iç çamaşırları dahi bu pazarda sergilenmiştir (Küçükuğurlu, 2000, s. 152).

Kars istasyonunda tutukluları götürmek üzere bir saat kadar bekletilen trene bindirilmişler; Gümrü'den gelen silahlı bir Ermeni treninin Kars'a gelmesinin ardından gece yarısı Gümrü'ye doğru hareket etmişlerdir. Gümrü istasyonunda tutukluların silahlarına el konulmuş; bir İngiliz subayı İbrahim Bey'in yanına gelerek hakaret ve küfürler yağdırmış, elindeki silahı alnına dayayarak "istasyon komutanı olduğunu, kendilerine her türlü işkenceyi yapacağını" söylemiş ve İbrahim Bey'in koynundaki tüm paraları almıştır. Tren, 14 Nisan sabahı saat 11'de Tiflis'e ulaşmış; burada General Thompson'ın gönderdiği bir heyet tarafından sorgulanmışlardır. Aynı akşam Tiflis'ten ayrılan tren, 15 Nisan sabahı Batum'a varmıştır (Küçükuğurlu, 2000, s. 152-153).

14. Malta Yolculuğu: Arapyan Hanı'ndan Prenses Ena Gemisine

Tutuklular, 15 Nisan 1919'da Batum'dan İstanbul'a gönderilmek üzere bir vapura bindirilmişlerdir. Vapurun hayvan taşımak için kullanılan bölümüne yerleştirilerek büyük bir aşağılanmaya maruz bırakılmışlardır. 19 Nisan'da İstanbul'a varan hükümet üyeleri, 45 gün sürecek olan tutukluluk günlerini geçirmek üzere Arapyan Hanı'na yerleştirilmişlerdir (Yazıcı, 2019, s. 166-167).

İstanbul'da bulundukları süre boyunca en büyük sıkıntılarını parasızlık teşkil etmiştir. İbrahim Bey, kardeşi Hasan Han'ı borç verdiği kişilerden paralarını tahsil etmesi için göndermiş; ancak alacaklarını tahsil edememişlerdir. Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti'nin İstanbul'daki murahhasları Ali ve Asaf Beyler, tutuklu arkadaşlarının yanına uğramadıkları gibi herhangi bir yardımda da bulunmamışlardır. Hatta hükümetin Erzurum'da bulunan Hariciye Nazırı Fahrettin Erdoğan, daha önce murahhaslara gönderdiği 4.000 lira ile Adil Bey'e verdiği 1.200 liranın tutuklu hükümet üyelerine verilmesini istemiş; ancak bu çaba da sonuçsuz kalmıştır. Ali ve Asaf Beyler hükümet üyelerinin yanlarına uğramamış; Adil Bey ise hükümet üyelerini kurtarmak için kendilerinden bin lira daha para istemiştir (Saylan, 2010, s. 284; Küçükuğurlu, 2000, s. 157-158).

28 Mayıs 1919'da tüm tutuklular Arapyan Hanı'ndan alınarak rıhtıma yanaşmış küçük bir vapura bindirilmişlerdir. Burada bir saat kadar bekletildikten sonra, İttihat ve Terakki Partisi'ne mensup 67 kişi Bekirağa Bölüğü'nden çıkarılarak aynı vapura getirilmiştir. Böylece toplam 78 tutuklu, Sarayburnu'nda bekleyen "Prenses Ena" adlı İngiliz gemisine nakledilmiştir. Esirler, geminin kıç tarafındaki küçük bir güverteye doldurularak önlerine bir ip çekilmiş; bu şekilde Çanakkale Boğazı'na doğru yola çıkmışlardır. 29 Mayıs akşamı Limni Adası'nın Mondros Limanı'na yanaşan gemiden, Amiral Calthorpe'un "Birinci Sınıf" diye nitelediği İttihat ve Terakki'nin ileri gelenlerinden 12 kişi Mondros'ta bırakılmıştır. Gemi, ertesi gün Limni Adası'ndan ayrılarak Malta'ya doğru yoluna devam etmiştir (Yazıcı, 2019, s. 167-168).

15. Malta Sürgünü: Salvator Kalesi'nden Polverista Apartmanı'na

Prenses Ena Gemisi, üç günlük bir yolculuktan sonra 2 Haziran 1919'da Malta Limanı'na ulaşmıştır. İngilizlerin Kars'ta tutuklayıp Malta'ya sürdükleri Şura üyelerinin sayısı 11'di. İngiliz kayıtlarında verilen numaralar ve adlar şöyledir (FO CP.1649 CAB 24/109/52): 2713- Cihangiroğlu Aziz Bey; 2714- Pavlo Camuşov; 2715- Cihangiroğlu Hasan Han; 2716- Mehmet Bey Alibeyzade; 2717- Cihangiroğlu İbrahim Bey; 2720- Salahoğlu Musa Bey; 2721- Yusufoğlu Yusuf Bey; 2722- Tevhiduddin Mamilof; 2725- Simon Racinski; 2726- İstefan Vafiyedin; 2727- Mehmetoğlu Muhlis Bey (Yazıcı, 2019, s. 168).

Malta'ya ayak basar basmaz, tutsaklar büyük bir insanlık dışı muameleye maruz kalmışlardır. Ziftli bir mavnaya doldurulmuşlar; vapurda kalan eşyaları un çuvalı gibi üzerlerine atılmıştır. Bu manzarayı bir İngiliz askeri, torunlarına "medeniyet manzarası" olarak göstermek üzere fotoğraflamıştır. Akabinde üç saat güneş altında bekletilen tutsaklardan Yusuf Bey dayanamayarak yere yığılmıştır. Dörder sıra halinde dizilen tutsaklar, süngülü muhafızların nezaretinde yürüyerek Salvator Kalesi'ne götürülmüşlerdir (Küçükuğurlu, 2000, s. 164-165).

Salvator Kalesi'nde her şeylerine el konulmuş; özellikle mürekkep, lavanta ve saç boyalarına el konulmuş; kitapları teker teker gözden geçirilmiştir. İbrahim Bey ve Kars'tan getirilen diğer tutsaklar en güneydeki odaya yerleştirilmiş; yanlarında yatak getirmemiş olanlara ot minder, ot yastık ve battaniye verilmiştir (Küçükuğurlu, 2000, s. 165). İbrahim Bey, Salvator'daki günlerini şöyle anlatmıştır: "Salvador'da bizleri altı ay altı gün mahpus eylediler. Her nereye arzuhal verdik ise hiçbirine cevap bile vermediler. Yirmi beş kişiyi bir büyük kışlaya doldurmuşlar, kimisi uyur, kimisi geceler işret kullanıyor, kimisi bağırıyor." (Küçükuğurlu, 2000, s. 165'ten naklen).

8 Aralık 1919'da Salvator Kalesi'nden alınarak Vardala Kalesi'ne, 6 Ocak 1920'de ise Polverista Apartmanı'na nakledilmişlerdir. Polverista, denize nazır üç katlı ve otuz dairesi olan muhteşem bir binaydı; ancak tutsaklar için buradaki yaşam da parasızlıkla geçmiş; yemek, içmek ve dışarı çıkma izni gibi konularda sürekli sıkıntı çekmişlerdir. İngilizler, 6 Aralık 1919'da Malta sürgünlerini suçlarına göre A, B ve C gruplarına ayırmışlardır. Ancak Kars'tan getirilen 11 kişi bu grupların hiçbirine dahil edilememiştir. Zira onlara isnat edilebilecek herhangi bir suç bulunamamıştır (Şimşir, 1985, s. 218-219; Yazıcı, 2019, s. 170).

16. Sürgün Mektupları: Malta'dan Erzurum'a Uzanan Hüzün Dolu Satırlar

Malta sürgünleri, Erzurum'da serbest kalan Hariciye Nazırı Fahrettin Erdoğan ile mektuplaşarak hem memleket haberleri almışlar hem de içinde bulundukları sefaleti dile getirmişlerdir. Bu mektuplardan tespit edilen altı tanesi, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Arşivi'nde (K.N.76, G.N.50) muhafaza edilmektedir. Mektuplardan üçü Kars Valisi Mehmet Bey'e, hükümet başkanı Cihangiroğlu İbrahim Bey'e ve Muhacir Müdürü Stefanos Vafiadis'e aitken; geri kalan üç mektup Harbiye Nazırı Cihangiroğlu Hasan Bey tarafından kaleme alınmıştır (Saylan, 2010, s. 282-292).

Hasan Bey'in 29 Haziran 1919 (6 Ramazan 1335) tarihli ilk mektubundan:

«Yahu bizim murahhaslardan Adil Efendi'ye vermiş ve göndermiş olduğunuz paralar ne oldu? Bunlar İstanbul'da böyle bir vaziyet ve sıkıntıda olduğumuzu bilmiş ve görmüş oldukları halde hiçbir para vermediler. İşte bizler de bu ve bunun gibi dostlar sayesinde buralarda parasızlıktan sefalet çekmekteyiz.» (Saylan, 2010, s. 283-284)

Kars Valisi Mehmet Bey'in 11 Mart 1920 tarihli mektubundan:

«Malûm-u âlîniz çocuklarım henüz yetişmekte olduklarından, dünyadan bihaberdirler. Siz iseniz, bendenizin yerine kaim olduğunuzdan, o zavallıları terbiye ve talim hususunda da lazım gelen vesaya ve nesayih-i pederane kendilerine telkin edeceğinizi imanım gibi bilirim. Beyefendi, çocuklarımın kahvehanelerde, sokaklarda terbiyesiz adamlarla görüşmelerine müsaade etmediğinizi pekâlâ bilirim.» (Saylan, 2010, s. 285-286)

Mehmet Bey'in beş yetim çocuğu, Kâzım Karabekir Paşa'nın himayesine alınmış; Erzurum'a getirilerek bir eve yerleştirilmişlerdir. Mehmet Bey'in 16 Ekim 1919'da İngiliz makamlarına yazdığı dilekçede ise şu yürek parçalayan ifadeler yer almaktadır: "Kağızman'da tutuklandığım günden beri yavrularım yabancılar arasında anasız, babasız kaldılar. Bakacak kimseleri, hiçbir geçim kaynakları yok. Açlıktan ölecek günahsız yavrularımı kurtarmak için serbest bırakılmamı insanlık adına yalvarıyorum." İngilizler bu dilekçeye "hiçbir işlem yapılmayacaktır" şeklinde cevap vermişlerdir (Şimşir, 1985, s. 315, 360-361).

Cumhurbaşkanı Cihangiroğlu İbrahim Bey'in 20 Mart 1920 tarihli mektubundan:

«Kardeşim Fahreddin Bey, Hasan Bey'e 18.12.35'te gönderdiğin mektubu 10 Mart'ta aldık. 11 aydan ziyade bir vakitte, ancak mübarek yazınıza kavuşabildik... İstanbul'da iken Ali ve Asaf Beyler, yanımıza bile uğramadılar. Adil Efendi, verdiğiniz paralardan, beş kuruş bile yardımda bulunmadı... Hasret içinde can çekiştiriyorum. Oltu Mutasarrıfı Ahmed Bey'e, Bilal ve Hüseyin Efendilere, Oltu ahalisine ve Kağızman ahalisine selam söyleyiniz.» (Saylan, 2010, s. 289-290)
17. Özgürlüğe Dönüş: Londra Antlaşması ve Anavatana Kavuşma (1921)

Malta sürgünlerinin kurtuluşu, TBMM Hükümeti'nin diplomatik başarısı sayesinde mümkün olmuştur. 23 Nisan 1920'de Ankara'da açılan Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde Malta sürgünlerini endişeyle izlemiş; bu durumu hem insan haklarına aykırı hem de Anadolu'da başlayan Millî Mücadele'ye vurulmuş bir darbe olarak görmüştür (Yazıcı, 2019, s. 172).

7 Mart 1921'de Londra'da başlayan görüşmelerde Türk heyetine başkanlık eden Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey, 21 İngiliz tutsağına karşılık Malta'da bulunan 120 Türk tutsağının serbest bırakılmasını istemiştir. 16 Mart 1921'de imzalanan antlaşmaya göre, Anadolu'daki 22 İngiliz tutsağına karşılık Malta'da bulunan 64 Türk tutsağın serbest bırakılması öngörülmüş; İngilizlerin serbest bırakacağı tutsaklar arasında Kars'tan getirilen 11 kişi de yer almıştır (Şimşir, 1985, s. 367, 417).

Tam da Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti'nin dağıtılışının ikinci yıldönümü olan 12 Nisan 1921'de, İngiliz Hükümeti içlerinde İbrahim Bey ve sekiz arkadaşının bulunduğu 40 kişiyi serbest bırakmaya karar vermiştir (Şimşir, 1985, s. 367). Nisan ayı sonunda İngiliz gemileriyle adadan ayrılan Millî Şura üyeleri, İtalya'nın Toronto Limanı'na indirilmiş; oradan hareketle 19 Mayıs'ta İstanbul'a, ertesi gün Batum'a ulaşmışlardır. İbrahim Bey, Mustafa Kemal Paşa'ya bir şükran telgrafı çekmiş; ancak Trabzon'da kalmadıkları için cevabî telgrafı alamamıştır. Aynı gün Trabzon'dan Batum'a, 2 Haziran'da Tiflis'e geçen İbrahim Bey, 13 Haziran'da Bakü'ye varmış; nihayet Temmuz 1921 başında Kars'a ulaşarak iki yılı aşan sürgün hayatını noktalamıştır. 9 Temmuz 1921'de yapılan seçimlere katılarak Kars Belediye Başkanı seçilmiştir (Yazıcı, 2019, s. 173).

18. TBMM ile Organik Bağ: Şahıs, İrade ve Kurum Sürekliliği

Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki organik bağın en somut göstergesi, kurucu kadroların Millî Mücadele'ye ve TBMM'ye doğrudan katılımıdır. Bu süreklilik, her şeyden önce bir şahıs sürekliliği olarak tezahür etmiş; hükümetin Hariciye Nazırı Piroğlu Fahrettin Erdoğan, bu zincirin en kritik halkasını oluşturmuştur.

Fahrettin Erdoğan, hükümet dağıtıldığı sırada Erzurum'da bulunması sayesinde tutuklanmaktan kurtulmuş; derhal İtilaf Devletleri temsilcilerine ve Osmanlı Sadaret Makamı'na protesto telgrafları çekerek hükümetin dağıtılmasını uluslararası kamuoyuna duyurmuştur. Erzurum Kongresi sırasında Mustafa Kemal Paşa ile bizzat görüşmüş; Paşa'nın kendisine verdiği talimatla Oltu bölgesinde teşkilatlanma faaliyetlerine devam etmiş; Doğu Harekâtı sırasında Halit Paşa komutasındaki IX. Tümen emrinde kılavuzluk görevi üstlenmiştir (Arslan & Tekir, 2010, s. 11-12).

Kars'ın 30 Ekim 1920'de anavatana katılmasından sonra yapılan seçimlerde, I. Dönem TBMM'ye Kars Milletvekili olarak seçilmiş; 3 Ağustos 1921'de Meclis'e katılmıştır. Meclis kürsüsünde yaptığı ilk konuşmada şu tarihî sözleri sarf etmiştir:

«Bendeniz vatanın bir parçası olan Kars'ın evlâdından Fahrettin. 43 seneden beri anavatandan ayrılan Elviyei Selâse ve Kars bugün aynı liva altına girerek Büyük Millet Meclisine evlâdını intihap ve gönderdiğinden dolayı iftihar ediyor. Milletinin hürmetlerini ve nâr selâmlarını Büyük Millet Meclisine arz ediyor... Bundan sonra Elviyei Selâse'nin birtakım ıslah edilecek meseleleri var ki, onu da inşallah Büyük Millet Meclisine arz edeceğim. İlelebet birlikte yaşayacağız ve bir arada çalışacağız.» (TBMM Zabıt Ceridesi, D.I, C.XI, s. 406-407)

Fahrettin Bey, milletvekilliği döneminde Elviye-i Selase'de vergilerin toplanma usulü, muhacirlerin durumu, emval-i metruke (terk edilmiş mallar) ve bölgedeki asayişsizlik konularında Meclis'te aktif olarak söz almış; arkadaşlarıyla birlikte kanun teklifleri vermiştir. Özellikle, Ermeni zulmünden kaçarak göç eden ve geri dönen ahaliden vergi alınmaması yönündeki çabaları dikkat çekicidir (TBMM Zabıt Ceridesi, D.I, C.XII, s. 61-63).

Bu süreklilik yalnızca Fahrettin Erdoğan ile sınırlı değildir. Kars İslam Şurası'nın kurucularından Kağızmanlı Ali Rıza (Ataman) Bey de I. Dönem Kars Milletvekili olarak TBMM'de görev yapmıştır. Malta sürgününden dönen Cihangiroğlu İbrahim Bey, 9 Temmuz 1921'de Kars Belediye Başkanlığı'na seçilmiştir. Osman Server Atabek ise 1924'te Ardahan'dan TBMM'ye milletvekili olarak girmiştir (Hacılı, 2009, s. 569). Erzurum Kongresi'ne Elviye-i Selase adına katılım için sunulan dilekçedeki "Elviye-i Selase, Vilayat-ı Sitte'nin ayrılmaz bir parçası olmuştur" ifadesi, bu siyasî iradenin daha kongreler sürecinde nasıl bütünleştiğini göstermektedir.

Dahası, Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti'nin anayasasında kullandığı "Teşkilat-ı Esasiye" tabiri, 1921'de TBMM tarafından aynen benimsenmiş; kuvvetler birliğine dayanan meclis hükümeti sistemi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu anayasal yapısına model teşkil etmiştir. Anayasada kullanılan "Türk", "Türkçe" ve "Türkiye" kavramları, Millî Mücadele'nin ve yeni Türk devletinin ideolojik temellerine önemli bir katkı sağlamıştır. Tüm bu veriler ışığında, Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki organik bağın; tesadüfî ya da yüzeysel değil; şahıslar, kurumlar, hukukî metinler ve siyasî irade düzeyinde köklü ve sürekli bir bağ olduğu tartışmasız biçimde ortaya çıkmaktadır.

19. Sonuç ve Miras: Kısa Ömürlü Bir Cumhuriyetin Uzun Vadeli İzleri

Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti, resmî olarak yalnızca 17-18 Ocak 1919'dan 13 Nisan 1919'a kadar —yaklaşık üç ay— varlık göstermiş olmasına rağmen, Türk siyasî tarihinde silinmez izler bırakmış; Anadolu'nun ilk demokratik cumhuriyet deneyimi olarak kayıtlara geçmiştir. Bu hükümetin mirası, aşağıdaki başlıklar altında özetlenebilir:

1. Anayasal Öncülük: "Teşkilat-ı Esasiye" terimi, ilk kez bu hükümetin anayasasında kullanılmış; 1921 tarihli TBMM Anayasası da aynı adı benimsemiştir. Kuvvetler birliğine dayanan meclis hükümeti sistemi; yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin Meclis'te toplanması; bakanların Meclis tarafından seçilmesi ve azledilmesi gibi uygulamalar, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu anayasal yapısına doğrudan esin kaynağı olmuştur. 18 yaşını tamamlayan kadın ve erkeklere seçme hakkı tanıyan 5. madde, 1919 şartlarında birçok Batılı devletten dahi ileri bir demokratik düzenlemedir.

2. Çok Uluslu Temsil ve Kapsayıcı Yönetim: Kabinede ve parlamentoda Türk, Kürt, Rum, Rus (Polonyalı), Malakan ve diğer unsurların bir arada temsil edilmesi; azınlık haklarının anayasal güvence altına alınması; dinî ve mezhebî farklılıklara saygı gösterilmesi; bu hükümeti, dönemin birçok siyasî yapısından ayıran ve ona hakiki bir "cumhuriyet" vasfı kazandıran unsurlardır.

3. Diplomatik Yetkinlik ve Çok Yönlü Dış Politika: Osman Server Atabek'in Batum'daki başarılı misyonu; Hariciye Nazırı Fahrettin Erdoğan'ın İstanbul, Erzurum ve İtilaf Devletleri nezdindeki yoğun girişimleri; Sada-yı Millet, Albayrak ve İstikbal gazeteleri aracılığıyla yürütülen propaganda faaliyetleri; Paris Barış Konferansı'na katılma teşebbüsleri; Japonya İmparatoru'na gönderilen mektup... Tüm bunlar, kısa ömürlü bu devletin çok yönlü ve vizyoner bir dış politika izlediğini göstermektedir.

4. Askerî Direniş ve Millî Savunma Bilinci: Gürcü ve Ermeni saldırılarına karşı verilen silahlı mücadele; Millî Şura Ordusu'nun kurulması; seferberlik ilanı; eldeki kısıtlı imkânlarla gösterilen fedakârlık... Bu direniş ruhu, daha sonra Anadolu'da başlayacak olan Millî Mücadele'nin öncü kıvılcımlarından biri olmuştur.

5. İnsan Hikâyesi ve Dayanışma Örneği: Malta sürgünleri sırasında yaşanan sefalet; Cihangiroğlu İbrahim Bey ve arkadaşlarının metaneti; Fahrettin Erdoğan'ın Erzurum'dan yürüttüğü yardım faaliyetleri; Kâzım Karabekir Paşa'nın Vali Mehmet Bey'in yetim çocuklarını himaye etmesi... Bu insan hikâyeleri, tarihin soğuk belgeleri arasında sıcak birer dayanışma örneği olarak parlamaya devam etmektedir.

«Anadolu'nun ilk Cumhuriyeti olarak tarihe geçen Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti; demokratik anayasası, parlamentosu ve çok uluslu yapısıyla, kendisinden sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ne mikro ölçekte bir model teşkil etmiştir. Bugün, kuruluşunun üzerinden 100 yılı aşkın bir zaman geçmiş olmasına rağmen, demokrasi tarihimizin bu öncü deneyimi, hâlâ keşfedilmeyi ve anlaşılmayı beklemektedir.» (Yazıcı, 2019, s. 159)

Sonuç olarak, Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti; yalnızca Mondros sonrası ortaya çıkan bir yerel direniş hareketi ya da geçici bir yönetim değil; kurucu kadrolarının TBMM'ye intikali, anayasal ilkelerinin Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu metinlerine yansıması ve Millî Mücadele'ye sağladığı zaman, moral ve kadro katkısıyla, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu kısa ömürlü cumhuriyetin mirası, Türk demokrasi tarihinin derinliklerinde yaşamaya devam etmektedir.

Temel Kaynakça:

Arşiv Belgeleri:
COA (Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi): YB.21.7/56-1; HR. SYS. 2453-65/1-11; DH. MB. HPS.M.34.100/1-1; UMVM.124.176/1-1; HR. HMS. ISO.214.5/1-2; MV.12.127/1-1; DH. ŞFR.616.68/1-1; HR. SYS.2877.2/1-11.
İngiliz Arşivleri: FO 371/4174/ Code W44 File 1270 (papers 85628-160889); FO CP.1649 CAB 24/109/52; FO CP.3269 CAB 24/127/71.
TİTE Arşivi (Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü): K.N.76, G.N.50, B.N.50-1, 50-2, 50-3, 50-4, 50-5, 50a.
TBMM Arşivi: Tercüme-i Hal Kâğıdı, Sicil No: 258.
TBMM Zabıt Ceridesi: D.I, C.XI, s. 174-180, 404-407; C.XII, s. 61-63; C.XIV, s. 36, 55-57, 119-121; C.XIX, s. 216-217, 225.

Kitaplar ve Makaleler:
Altaş, S. (1989). Milli Mücadele'de Elviye-i Selase. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi, Ankara.
Arslan, N. & Tekir, S. (2010). "Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti'nden TBMM'ye Fahrettin Erdoğan", Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 6, 1-25.
Arslanoğlu, C. E. (1986). Kars Millî İslam Şûrâsı ve Cenubigarbî Kafkas Hükûmeti Muvakkata-i Milliyesi. İstanbul.
Aydın, N. & Ergün, E. (2019). "Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti ve Bölgedeki Faaliyetleri", Tarih ve Günce, II/5, 301-332.
Dayı, S. E. (1997). Elviye-i Selâse'de (Kars, Ardahan, Batum) Millî Teşkilatlanma. Erzurum: Kültür Eğitim Vakfı Yayınları.
Demirci, H. (2015). "Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti (17/18 Ocak 1919-Nisan 1919)", Yeni Türkiye, Kafkaslar Özel Sayısı-III, 73, 386-398.
Erdoğan, F. (1954/1998). Türk Ellerinde Hatıralarım. Ankara: T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları.
Gökdemir, A. E. (1989). Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti. Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları.
Hacılı, A. (2009). "Osman Server Atabek ve Hakkında Hatıralar", Ahıska Türkleri Vatan Bilgisi. İstanbul, s. 569-572.
Hovannisian, R. G. (1971). The Republic of Armenia, Vol. I: The First Year 1918-1919. Los Angeles: University of California.
Kırzıoğlu, M. F. (1960). Milli Mücadelede Kars. İstanbul: Kars'ı Tanıtma Derneği.
Küçükuğurlu, M. (2000). Cihangiroğlu İbrahim Bey. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi, Erzurum.
Memmedli, Ş. & Tanrıverdi, M. (2008). "Kars İslam Şurası'nın İlk Reisi Borçalılı Kepenekçi Emin Ağa", Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2, 165-176.
Saylan, G. F. (2010). "Malta Adası'nda Tutuklu Bulunan Cenubi Garbi Kafkas Hükümeti Üyelerinin Fahrettin Bey'e Gönderdikleri Mektuplar", Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 6, 279-292.
Şimşir, B. (1985). Malta Sürgünleri. Ankara: Bilgi Yayınevi.
Tanör, B. (1998). Türkiye'de Yerel Kongre İktidarları (1918-1920). İstanbul: Cumhuriyet Kitapları.
Tunaya, T. Z. (1952). Türkiye'de Siyasi Partiler: 1859-1952. İstanbul.
Yazıcı, S. (2019). "Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti'nin Dağıtılması ve Üyelerinin Malta'ya Sürgünü", International Journal of Russian Studies, 8/2, 159-181.

OKUYUCU YORUMLARI 0 yorum

Yorumunuzu Yazın

Yorumunuz admin onayından sonra yayınlanacaktır.

Henüz yorum yapılmamış

İlk yorumu siz yapın!